“Anneciğim, babacığım affedin beni, size layık bir evlat olamadım” diye ağlayan 65 yaşlarındaki kadını bir mezarın başında ağlarken gördüğümde içim cız etti. Karşısında duran mezar taşlarıyla canlıymış gibi konuşuyor, arada bir durup hıçkırarak ağlıyordu. Etrafındaki insanlara aldırmadan konuşuyor, sesini bir yükseltiyor bir alçaltıyordu. Dikkatimi çeken bu kadını uzaktan izlemeye başladım. Yanından geçenler, yarı acıyarak yarı dalga geçerek kadına bakıyorlardı.

Tam ayağa kalkmaya yeltenmişti ki, hızla yanına koşup kolundan tuttum. “İyi misiniz, yardım ister misiniz?” diye sordum. Gülümsemeye çalışan ağlamaklı bir ses tonuyla “İyiyim kızım” dedi. “Sizi uzaktan gördüm, başınız sağ olsun” dedim. Teşekkür etti, gözleri yine dolmuştu. “Annem ve babamı ziyarete geldim kızım, onları çok özlüyorum, beni bin bir fedakârlıkla büyüttüler, yemediler yedirdiler, giymediler giydirdiler, okuttular, büyüttüler ama ben onları yüz üstü bıraktım, kendimi affedemiyorum” diye hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Bu yaşlı kadının bir dinleyiciye ihtiyacı vardı, belli ki uzun zamandır kimseyle sohbet etmiyordu ve ben koçluğun da verdiği tecrübeyle iyi bir dinleyiciydim, üstelik vaktim de vardı. Kendimi kısaca tanıttıktan sonra, eğer anlatmak isterse hikâyesini dinlemeye hazır olduğumu söyledim. Gözlerini kocaman açtı, boynuma sarıldı ve başını evet anlamında sallamaya başladı. Yakınlarda bir kafeteryaya oturduk, birer Türk kahvesi siparişi verdik ve Nuran Teyze hikâyesini anlatmaya başladı.

Ailenin tek kızı olduğunu, bu nedenle ev hanımı annesinin ve banka memuru babasının onun üzerine titrediklerini, okuması için her türlü fedakârlığı yaptıklarını anlattı. “En çok birlikte olduğumuz ve keyif aldığımız zamanlar bayramlardı. Bayram sabahları erken kalkardık, babam camiye gider, o gelmeden önce annemle kahvaltıyı hazırlar, yeni kıyafetlerimi giyer, pencerede babamın gelmesini beklerdim. O kahvaltı sofrasının tadı bir başka olurdu. Ardından anneannemlerde toplanır, diğer büyükleri de sırayla ziyaret ederdik, topladığımız bayram harçlıklarımızla da istediğimizi alır, panayır yerlerine gider eğlenirdik.”

Okuyup doktor olduktan sonra kendisi gibi doktor olan eşiyle evlenmiş, bir kızı bir de oğlu olmuştu. “Ne yazık ki ben çocuklarıma ailemden gördüklerimi, yaşadıklarımı aktaramadım, eşimle gezmeye bayılırdık, Arife gününden yola çıkar, yaz kış demeden, yurt içi, yurt dışı fark etmez, çocukları da alıp seyahat ederdik. Anne ve babamı seyahate çıkmadan önce arar, erken de olsa bayramlarını kutlar, öyle giderdim, onların da mutlu olacağını düşünürdüm. Bundan seneler önce bir ramazan bayramı arifesinde yine onları arayıp bayramlarını erkenden kutladım ve çocuklarla birlikte yurt dışı uçuşumuza çıktık.

Döndüğümüzde acı haberi aldık. Bayram sabahı annemin ayağı banyoda kayıp düşmüş, başını lavaboya çarptığı için başından kan gelmiş, babam da onu kanlar içinde görünce kalp krizi geçirmiş, komşular 3 gün boyunca haber alamadıkları için eve ancak kapıyı kırarak girmişler, ikisini de kurtaramamışlar.” Tekrar göz pınarları dolmuş, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Şimdi Nuran teyzenin acısını anlayabiliyordum, ailesi tüm fedakârlıklarla doktor olmasını sağlamıştı ama o, onlara yardım edememişti. Bayram sabahı seyahate çıkmak yerine anne babasının yanında olsaydı onları kurtarabileceğini düşünüyor, vicdan azabı çekiyordu.

“Çocuklarıma da farkında olmadan bayramın seyahat etmek anlamına geldiğini öğretmişim ki, yıllardır beni örnek aldıkları için bayramlarda seyahate çıkarlar, gitmeden önce de ararlar, torunlarımla geçirdiğim neredeyse hiç bayramım yok. Şimdi anne ve babamın bayramlarda neler hissettiklerini daha iyi anlıyorum, onları bırakıp gitmek ne büyük bir hataymış.”

Artık kendini tutamıyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, hayat ona bir şeyler öğretmiş, ama bedeli çok ağır olmuştu. Eşi de 2 sene önce vefat ettiğinden beri yapayalnızdı. O an aklıma bir fikir geldi, biraz sakinleştiğinde onunla paylaştım. Gözleri parladı ve inanılmaz mutlu oldu.

Ertesi gün, bayramın birinci günüydü, elimde çikolata paketi ve çiçeklerle kapısını çaldığımda boynuma bir anne şefkatiyle sarıldı, hıçkırarak yanaklarımdan öptü.

Nuran Teyzenin dört bayram boyunca ziyaretine gittim, her seferinde mutluluktan yüzü aydınlanır, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana ne ikram edeceğini bilemez tatlı bir telaş içinde mutfakla salon arasında koşuştururdu.

Geçen gün hatırını sormak için aradığımda telefona kızı çıktı ve annelerini aniden kaybettiklerini söyledi. İnanamadım, inanmak istemedim ama o artık yoktu. Tek tesellim çok sevdiği anne ve babasına kavuştuğu ve bundan sonraki bayramları artık onlarla geçirecek olmasıydı.

Bu bayram, onu en sevdiği çiçeklerle yeni mekânında ziyaret edeceğim, şimdiden yüzündeki kocaman gülümsemeyi görür gibiyim.

Her zaman sevdiklerinizle beraber geçireceğiniz keyifli bayramlar dilerim.

Sevgiyle kalın.

Yesim Ersavas