Bir bilge bir gün tam trene biniyordu ki, ayakkabılardan birisi ayağından çıktı ve yere düştü.

Aşağı inip onu alması imkansızdı, çünkü tren çoktan harekete geçmişti.

Yanındaki arkadaşları ne yapacağını merakla bekliyorlardı.

O gayet sakin bir biçimde, diğer ayağındaki ayakkabıyı da çıkardı ve az önce düşürdüğü ayakkabıya yakın bir yere fırlattı.

Talebelerinden birisi dayanamayıp sordu;

─ Neden böyle yaptınız?

Gülümseyen bilgenin cevabı gayet basit ama hakikat yüklüydü;

─ Demiryolunun üzerindeki ayakkabı tekini fakir birisi bulursa, diğer tekini de bulup giyebilsin diye.

Bir Tabloya Tüm Servetini Ödemek

Bir sanat merkezinde tanınmış bir ressamın sergisi vardır, ressam sergisini gururla dolaşırken resimlerden birinin karşısında durmuş resmi hayranlıkla izleyen bir kız çocuğu dikkatini çeker…

Kız bir yandan tabloya bakar arada çantasını karıştırıp bulduğu paraları avucuna alır…

Ressam babacan bir tavırla çocuğun yanına yaklaşır “Resmi beğendin mi?” diye sorar.

Kız çok ciddi bir sesle “evet” der ve “Acaba satılık mı? Anneme almak istiyorum” diye devam eder.

Tablo yüzbinler değerindedir. Ressam gülerek sorar kıza “Kaç paran var?”

Kız ciddi ciddi avucundaki paraları sayar. “83 lira 75 kuruşum var bütün param bu” der.

Ressam tablonun etiketine bakar ve “Ne şanslısın. Tablo da tam 83 lira 75 kuruşa satılık. Al bakalım tablo senin” diyerek tabloyu kız çocuğuna verir.

Bu diyaloğu karşıdan seyreden galeri sahibi ressamın yanına giderek hiddetle “Ne yapıyorsunuz siz! O tablo yüzbinler değerinde” diye bağırır.

Ressam sakin ve mutlu bir şekilde cevap verir: Doğru benim tablolarıma yüzbinler verenler var ama bugüne kadar bütün servetini veren hiç kimse olmamıştı…

Nasıl kaçırırım ben bu fırsatı…