Cami cemaati ve öğrencilerim ikindi namazından sonra cenaze namazını kılmak ve kıldırmak üzere caminin bahçesine çıktılar. Çıkmasına çıktılar ama asıl maraza orada başladı. Hepsi de ” Hocamızın namazını ben gıldırceen” diyordu da başka bir şey demiyordu.

Hay Allah. Okulda birbirlerine en kızdıkları zamanlarda bile kavga etmeyen bu çocuklar şimdi bir cenaze namazı için neredeyse kavga edeceklerdi.

Gözlerim Nevzat Necati Hocayı aradı. Bu kavganın ancak o önüne geçebilirdi. Zira ”Çayda dem askerde kıdem ” Sözü asker ocağı için ne kadar geçerliyse imam-hatip liseleri için de o kadar geçerliydi. En kıdemli o olduğuna göre ” Susun len gari. Ben gıldırcen o gadar” dediği anda olay biterdi. Lakin o yüzünde ” Ben size gösteririm bebeler” dercesine bir ifade ile diğer okuldaşlarına bakıyordu.

İşte o anda Mümin yine ortaya çıktı.

-Hocalar !Bakın ne diyeceğim? Madem hepiniz bu namazı kıldırmak istiyorsunuz, o zaman şöyle yapalım. Sami Hoca içinizden en fazla hanginizi seviyorsa namazı o kıldırsın. Yoksa bu münakaşa akşam namazına kadar sürer. O zamana da rahmetlinin cenazesi kokar burada. Şimdi işi uzatmadan karar verin bakalım. Sami Hoca içinizde en çok kimi severdi?

”Sami Hoca mı? Rahmetli adaşımmış demek ki. İyi de benim dönemimde adaşım bir öğretmen olmadı ki okulda hiç. Garip…”

Yusuf Atıldı:

-En çok beni severdi ramatlı. Son anına gadar konuştuk onuyla face bookta.

Halil Cevap verdi.

-He he seni severdi. Ulen oolum etüdden gaçıp gaçıp gaplıcaya gittiğin açin az mı dayak addıydı sene?

Erol da Halile itiraz etti.

-Sen hiç gonuşma bi kere. Seni de gaç defa gavede okey masasından galdırmadı mı?

Mehmet daldı lafa.

-Hiiiç boşuna çene yormeyin. Hoca en çok beni severdi. Onunla maçlarda az mı beraber bizim takıma tezahürat yapverdik.

Erol yapıştırdı itirazı.

-He, he tezahürat yapverdiniz… Iramatlı hocamız güzel güzel ”Fincanı daşdan oyeler. İçine bade goyeler” Derdi de sen onun gulaklarının az işidmesinden istifade ne derdin: ” Fincanı daşdan oyeler. Liseye böyle goyerler” demez miydin?

Mehmet de Erol’a itiraz etti.

-Ya sene ne demeli? Bir nöbetinde hocadan ” Belgesel seyredecez Hocam.” Diye rica minnet televizyon dolabının anahdarını aldıktan sonra televizyonda millede ”Temel İçgüdü”’yü seyreddiren kimdi? Daha sonra hoca salona girip kendi de on dakka seyreddikten sonra hepimize ” Vay edepsizle vay” Diye gızvermemiş miydi?

Nevzat Necati hoca ”Aneeey len iyi ki de bizim dönemde öğretmen değilmiş ırahmatlı” Dedi içinden ama onun içinden dediklerini duydum bu sağır kulaklarıma rağmen.

Sonra yine Nevzat Necati Hoca ortaya çıktı. Nihayet ağabeyilerinin farkına varan benim öğrenciler toparlandılar tabii ki.

Nevzat hoca konuştu:

-Hoceler ! Maşallah hepiniz sabıgalısınız. O sebeple namazı ben gıldırcen.

İşin doğrusu mutlaka onun da talebelik dönemine ait sabıkaları vardı ama ben bilmediğim gibi öğrencilerim de bilmiyordu.

Nevzat Hoca devam etti.

– Namazı ben gıldırıyon. Namazdan önce nasıl gılıneceğini İlyas Hoce anladıvercek. Namazdan sonra duayı da Gadir Hoce yapcek. Tamam mı?

Bir büyük, görev taksimatı yapar da ona itiraz olur muydu? Hepsi ” Tamam ” dediler.

İlyas başladı anlatmaya.

-Muhterem cemaat. Cenaze namazı her zaman gılınmıyo malum. O bagımdan kısaca tarif ediyon. Zaten çok goleydir: İki salla, bir bağla, üç salla,yat.

Erol, gözleri kocaman kocaman vaziyette fırladı ortaya.

-Len cemaaat. Sakın ha ! Agedeş şaşırdı da bayram namazını tarif ediverdi. Unudun siz o söylenenleri.

Mehmet safların arkasından seslendi.

-Allah için namaza, meyyit için duaya, dört tekbir cenaze namazı için uydum hazır olan imama. Er kişi niyetine…

Nihayet Cenaze namazı başlamıştı ve tabii ki herhangi bir aksaklık olmadan namazı kıldırdı Nevzat Necati hoca.

Sıra duasına gelmişti. Kadir aldı mikrofonu.

-Sayın kaymakamım, Sayın Belediye Başkanım, Çok değerli İlçe Milli Eğtim Müdürüm Pek Muhterem Müftüm. Basınımızın güzide mensupları ve sevgili Öğrenciler ! Bu gün burada muhterem Sami Hocamızı…

Hüseyin hemen olaya müdahale ettti.

-Len ne ediyon sen? Bu nasıl dua böyle?

Kadir Cevap Verdi.

-Ne va. Ne olmuş. Iramatlı hocamız hep böyle hitap etmez miydi milli bayramlaada?

Hüseyin kaptı mikrofonu hışımla ve dua kısmını o yaptı.

-Aslanlar yerde gezer. Kanarya zaten uçmasını unuttu. Kartallar yüksek uçar. Ve ıramatlı hocamız da bir kartal misali bu fani alemden ebedi aleme ucverdi…

Şimdi ben sorcen siz cuvap verceksiniz.

Iramatlıyı nasıl bilirdiniz?

Müminin sesi geldi:

-Şeker gibi adamdı valla.

Hüseyin devam etti

-Birikmiş haklarınızı helal ediyo musunuz?

-Helal olsun.

-O zaman başta bu tabutun içinde ebedi aleme yolcu ettiğimiz Sami Biberoğulları hocamız içün, uzaktan yakından cenazemize iştirak etmiş cemaatimizin tüm geçmişlerinin ruhu içün, kaffe ehl-i islam ervahı içün, hasseten Allah rızası içün el Fatihaaaa.

”Allah Allah. Ne yani ben mi öldüm şimdi? Olamaz ama. Ben buradayım. Olan biten herşeyi görüyorum. Dur önümdekine sorayım bakayım kimmiş bu hem adımı hem soyadımı kullanan rahmetli. İyi de ben ileri gitmek isterken arkamdan omuzlarımdan tutup sallayan vatandaş da kim. Derdi ne?”

*********
-Abiiii. Abiiii.
-Aaaa Şenay? Sen de mi geldin cenazeye?
-Ne cenazesi abi?
-Camideki cenaze? Sami adlı bir hocanın cenazesiymiş.
-Abi camiden cenaze filan çıkmadı. Çıksaydı görürdüm.Bir kaç cemaat çıktı bir de sen.
-Öğrencilerim nerede?
-Bilmem. Öğrencilerin mi vardı camide?
-Mümin de oradaydı.
-Abi, Mümin abi daha yeni geldi. O camide değildi.

Mümin de Şenay’ın yanındaydı ve o da konuştu.

-Çok şükür kendine geldi.

Kendine gelmek mi? Ne oldu ki? Hem neden böyle yüzüm gözüm sırılsıklam?

Mümin devam etti.

-Korkuttun bizi hocam. Ama şimdi iyisin maşallah. Bu arada senin ne güzel takken varmış. İlk defa seni böyle takkeli görüyorum.
– Nasıl ilk defa? Camide görmedin mi?
-Yok hocam. Ben camide değildim. Daha şimdi geldim.
-Peki öğrencilerim?
-Valla öğrenci möğrenci yoktu. Olsalardı herhalde buraya gelirlerdi?
-Allah Allah…Bu cami avlusuna masa, sandalye, şemsiye koymuşlar. Millete çay, kahve gazoz veriyorlar?
-Hocam ne cami avlusu yahu. Burası Katibim Kafe.
-Nasıl Katibim Kafe? Ümraniye Refiye Soyak Camii değil mi burası?

 

Mümin Şenay’a döndü.

-Ohoooo. Daha tam kendine gelememiş.

Sonra bana döndü.

-Hocam ! Burası Üsküdar. Ümraniye değil.

Mümin doğru söylüyordu. Tam karşımızdaki cami Şemsi Paşa Camiiydi. Ben az önce oradaydım. İyi de o cenaze? Öğrencilerim?

Şenay Mümin’nın kulağına eğildi.

-Ben şimdi onu kendine getiririm

Sonra bana döndü:

-Abi pasta ısmarlıyayım mı
-Pasta mı? Pasta da ne? ( Bu soruyu sormuşum gerçekten de. Bu aslında benim gerçek manada öldüğüme dalalettir )

Şenay son bir atak daha yaptı.

-Abi eteğim nasıl? Güzel mi? Yakışmış mı bana?

Hafifçe doğruldum.

-Ne eteği kızım? Üzerinde kot pantolon var. Ben ne bileyim evdeki eteğin nasıl?

Mümin de Şenay da sevinçle sıçradılar.

-Oh çok şükür kendine geldi.

Şaşkınlıkla sordum.

-Ne olmuştu ki?

Şenay Cevap verdi.

-Abi, namazdan çıkıp ayakkabılarını giyerken sendelemiş, kafanı caminin giriş kapısındaki sütuna vurmuş, az kendinden geçmişsin. Cemaat seni aldı buraya getirdiler. Ben ” Onu tanıyorum” Deyince de bana teslim edip gittiler. Az sonra da Mümin abi geldi. Olay bundan ibaret.

-Peki öğrencilerim. Onlar niçin beni bırakıp da gittiler?
-Ah abi ah…Öğrencilerin burada değil. Olsalar seni hiç bırakırlar mıydı?
-Haklısın. Asla bırakmazlardı.
-Ama ne var biliyor musun abi? Eğer son nefesini veriyor olsan hatırına ilk gelecek olan şey öğrencilerin olacak herhalde. Onları çok mu özlüyorsun?
-Hem de nasıl Şenay. hem de nasıl? Oğlunu askere gönderen bir anne ne kadar özlerse o kadar? Eşini gurbete gönderen bir kadın ne kadar özlerse o kadar. Hatta daha da çok…

Sami Bibero
Edebiyat Evi