Vaktiyle kızcağızın birini hiç istemediği hâlde bir adama zorla sözlemişler. Nişan olmuş, ev kurulmuş, sıra gelmiş düğüne.

Kızın evinin önünde davullar, zurnalar çalıyor, ahali sevinçle halay çekiyormuş. Davulun her gümlemesinde içeride, gelin odasında kızcağızın yüreği hopluyor, içinden bir şeyler kopup gidiyormuş. E düğün evi olur da misafir olmaz mı? Köyün genç kızları giyinip süslenmiş, gelinin yanında yerlerini almışlar. Kendi aralarında cıvıl cıvıl konuşuyor, türküler çağırıyorlarmış.

Dışarıdan güm güm diye davulun sesi gelince içlerinden biri duramamış: “Aah ahh, ne güzel çalıyor davul. Acaba bizim evin önünde de çaldığı günler gelecek mi?” demiş. Gelin kız içini çekmiş. “Aaah” demiş, “davulun sesi uzaktan hoş gelir.”

İşte böyle, dışarıdan bakınca göze hoş görünen, insanı heyecanlandıran, hatta kıskandıran durumlar, bazen içinde olan için hiç de hoş olmayabilir.