Bir gün Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanına, Medineli Müslümanlardan fakir bir adam geldi ve yiyecek bir şeyler istedi.
Efendimiz ona:
Senin evinde hiç eşya yok mu? diye sordu.
Adam:
Var dedi. Bir kısmıyla örtündüğümüz, bir kısmını yere serdiğimiz bir çul, bir de su kabımız var.
Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.);
Onları bana getir buyurdu.
Adam çul ile su kabını getirdi.
Peygamber Efendimiz onları eline aldı ve etrafındakilere:
Bunları kim satın almak ister? diye sordu.
Sahâbilerden biri onlara bir dirhem vereceğini söyledi.
Hz. Peygamber (s.a.v.):
Artıran yok mu? diye birkaç defa seslendi ve iki dirhem verene onları sattı.
Parayı fakir sahâbîye uzatarak:
Bunun bir lirasıyla ailene yiyecek al. Kalan parayla da bir balta satın alıp bana getir buyurdu.
Adamın getirdiği baltayla Efendimiz kendi elleriyle bir sap taktı ve ona şunları söyledi:
Haydi şimdi git; bununla odun kes ve sat! On beş gün çalış; ondan sonra yanıma gel!
Fakir adam on beş gün sonra Efendimizin yanına geldi. On dirhem kazanmış, bu parayla kendine ve ailesine elbise ve yiyecek almıştı.
Peygamber Efendimiz buna çok sevindi ve ona şunları söyledi:
Dilenciliğin, kıyamet günü suratında bir leke gibi görünmesinden, böylesi senin için daha iyidir.
(Ebû Dâvûd, Zekât 26; İbni Mâce, Ticârât 25)