Usta birliğinde kantin işletmeciliğinde görevlendirilmiştim. Kantin işletmeciliğinde “para” durumu söz konusu olduğu için askerin herhangi bir suiistimale fırsat vermemesi için çok sıkı bir denetim vardı.

Hele de bir binbaşımız vardı. Kendisi çok dürüst ve kılı kırk yaran bir komutandı. Ne var ki bu konuda çok hassas davranıyor kimseye göz açtırmıyordu.

Onun işi sıkı tutacağım derken yaptığı şüpheci hesap sorma şekli ise ne yalan söyleyeyim beni çok üzüyordu.

Yeni tertiplerin geldiği günlerden bir gündü. Kantinin ön bahçesinde bulunan iki üç piknik masasına gelen askerler yiyip içtikten sonra birliklerine gittiler. Boş bardak tabakları toplarken masanın kenarında unutulmuş bir cüzdan gördüm. Şöyle alıp göz ucuyla baktım cüzdanda hatırı sayılır miktarda da para vardı.

Askerim garibim her kim ise usta birliğine gelirken yanında para getirmişti demek ki. Cüzdanda kimlik bilgisi vb. yoktu. Sağa baktım sola baktım kimse yoktu. Cüzdanı alıp kantine geldim. Bir süre sahibinin gelmesini bekledim. Bu arada kantine bölüklerden gelen askerlere de bir cüzdan bulduğumu, kaybeden varsa sahibinin bana gelebileceğini söyledim.

Birkaç uyanık geldiyse de tanımlamaları cüzdan bilgilerine uymadı. Ben bu cüzdanı ne yapmalıydım? Bu çocuğuna nasıl ulaşabilirdim? Epey düşündüm bir çare bulamadım.
Sonunda bize kılı kırk yaran davranışları sebebiyle kendisinden köşe bucak kaçtığımız binbaşımıza gitmeye ve durumu anlatmaya karar verdim.

-Komutanım durum böyle iken böyle, bu cüzdanı buldum. Sahibini bulamadım. Size getirdim.

Binbaşı bir cüzdana baktı. Bir bana baktı. “Aferin evladım” dedi. Postasını çağırıp içindekileri tutanak tutturdu.

Ben selam verip çıktım. Komutan çocuğu bulup parasını ulaştırmıştı. Ama o günden sonra bir şeye şahit oldum.

Kantinle ilgili kılı kırk yaran ve diğer çalışanlara yine aynısı gibi hiç göz açtırmayan komutanımız bana karşı inanılmaz bir tolerans göstermeye başlamıştı. Örnek olarak getirdiğim raporu önceki gibi sorgulamadan imzalıyor, kasada olduğumda ara denetimleri yapmıyordu. Anladım ki o gün gösterdiğim dürüstlükle komutanın gözünde imtihanı kazanmıştım… En çok da neye sevindim biliyor musunuz? Komutanımın bana artık inanıyor olmasına. Bir de şimdiki aklımla değerlendiriyorum. Dürüstlük kadar insana önünde sonunda huzur veren zenginlik yokmuş…

Y. Osman Harputlu-İstanbul