Sabah kahvaltısında laf arasında kadın kocasına;

─ Eminim sen bugünün ne olduğunu hatırlamıyorsun bile, dedi

─ Tabi ki hatırlıyorum hayatım, dedi adam ve çıkıp işe gitti.

Öğleye doğru evin kapısı çalındı, çiçekçi çocuk, harika bir kırmızı gül buketi getirmişti.

Bir süre sonra kapı tekrar çalındı, bu defa gelen, köşedeki pastanenin çırağıydı.

O da kocaman bir çikolata kutusunu bırakıp gitti.

Öğleden sonra gelen bir kutudan da olağanüstü güzellikte bir elbise çıktı.

Kadın akşamı zor etti, kocasının dönmesini zor bekledi.

Kocası akşam işten döner dönmez daha kapıda boynuna sarıldı ve ekledi;

─ Önce çiçekler, sonra çikolata ve en son da mükemmel elbise… Çok Teşekkür ederim. Bu, hayatımdaki en güzel Cumhuriyet Bayramı

Tohum ve Bomba

Bir tohum yüzlerce yıl uykuda kaldıktan sonra uyanıp, hiçbir şey olmamış gibi yeşerebilir mi?

Hikâyemiz sessiz sakin bir müzede, bir kabinin içinde başlıyor. Orada, o karanlığın içinde, yığın halinde bazı tohumlar duruyor: Gülibrişim ağacı tohumları.

Çin’den geliyorlar. 1793 yılında, Pekin’den Londra’ya bir İngiliz diplomat tarafından, ipek yetiştirmek isteyen İngilizler için muhtemelen gizlice getirildiler.

1940’a geçiyoruz. Alman bombardıman uçakları Londra göklerinde uçuyor, British Museum’un botanik bölümünü vuruyor, kabinimize isabet ediyor ve tohumları etrafa saçıyor.

Havada süzülüyor, tutuşuyorlar ve itfaiye ekipleri tarafından söndürülerek enkaz altında terk ediliyorlar.

Haftalar sonra işçiler, savaş alanında bazı filizlerin yeşerdiğini, fidanlarının alanı kapladığını görüyor.

Kabinde geçen 150 yılın ardından gülibrişim tohumları yeşermiş, boy vermiş.

Hani bazen olmayacak şeyler oluyor, bomba gibi düşüyor ya olaylar hayatımıza…

Hani yıkılıyoruz, paramparça oluyoruz…

Hani oluyor ya hepimize zaman zaman. Belki de yeni fidanlar yeşerecektir ve bu yıkım gereklidir. Olamaz mı?

Yaklaşım Farkı

Dr. Ruskin, Amerikan Tıp Birliği dergisinde yayınlanan aşağıdaki yazısında, gülünç bir yanlış anlamanın kişide nasıl tümüyle farklı bir yaklaşım duygusu oluşturabileceğini anlatmaktadır.

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken onlara şu olayı okudu;

“Bakıma muhtaç olan kişi ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor.

Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.

Zaman, yer ya da kişi kavramı yok.

Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.

Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba harcıyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor.

Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.

Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor.

Salyalarından dolayı gömleği sürekli leke içinde.

Yürümüyor. Uykusu çok düzensiz.

Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor.

Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir neden yokken sinirleniyor.

Bir gelip onu yatıştırana dek de feryat figen bağırıyor.”

Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle birinin bakımına üstlenmek isteyip istemediklerini sordu.

Öğrenciler bunu yapamayacaklarının söylediler.

Ruskin, kendisinin bunun büyük bir zevkle yaptığını ve onlarında yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırdılar.

Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başladı.

Fotoğraftaki, doktorun altı aylık kızıydı.