“Bu yaşıma kadar ne ayaklarım yeni bir pabuç gördü? Ne de sırtım yeni bir urba… Naylon pabuçların içinde ileş gibi kokardı ayaklarım. Çocukluğum, gençliğim yaban ellerinde ırgatlıkla geçti.” Dedi ve yutkundu Hasibe teyze.

Denizin tam kenarında taş duvarlarla çevrili bahçe içinde kerpiçten yapılma bir evde yaşıyor. Gücü yettiğince birkaç sebze ekmiş bahçesine. Yetiştirdiklerini tatilcilere satmaya çalışıyor.

– Kaç para? Derseniz…

– Ne verirsen o “ der buğulu, kederli, hüzünlü ve bir o kadar içten gülen gözleriyle… “Atatürkçü müsün?” Dedi aniden Evet dedim. Sen denizi gezilecek, fotoğraf çekilmek için kullanılacak, yüzülüp eğlenilecek bir yer olarak görüyorsun belli dedi.

Ben denize baktığında gördüğüm, özgür bir gökyüzü ve Atamızın gözleri. Bu özgür günlerimize nasıl geldiğimiz, nasıl mücadele verdiğimiz, nasıl dalgalarla boğuşup, bir limana nasıl sığındığımız gelir aklıma. Bu sattığım ürünler sizlere göre, yiyecek ve içecekten ibaret belki de…

Bana göre bu domateslerin parası okuyan çocuklarım için. Bu biberlerin parası aydınlık yarınları için. Bu fasulyelerin parası özgür bağımsız gelecekleri için… Buralarda herkesin birbirine verebilecek, paylaşabilecek bir şeyleri vardır mutlaka. Sevgisi, güler yüzü, hoşgörüsü, ekmeği, tatlı dili… Bizler cahiliz, bir aç yetim görsek; cümlelerimizin dermanı kesilir.

Ağır duygularımızı hafif insanlara anlatamayız. Sadece gözlerimiz konuşur. Bizim yardımlarımız da gizlidir, ibadetlerimiz de… Ülkenin yarısından çoğu koltuklarda oturuyor. Kimisi müdür, kimisi hâkim, kimisi savcı, kimisi vekil, kimisi bakan. Makamlar maalesef insanı adam etmeye yetmiyor. İnsanlık ne çulda ne de çaputta. İnsanlık sadece vicdanı kurumamış yüreklerde…

Bizim buralarda; denizin ve gökyüzünün mavisine bakarak, sadece barış türküleri söylenir. Şimşekler çaktığında, dört biryana dağılsın diye…

Bizde döneklik yoktur, bizde kahpelik yoktur, adam satmak yoktur, adam kayırma yoktur, sahtekârlık yoktur, sözünde durmamak yoktur. Biz komşumuza, çocuklarımıza, hayvanlarımıza sahip çıkarız. Bizim pabucumuz naylon, ceketimiz ucuz ve yırtık olabilir. Ama o ceketin içinde insanlığımız ve aslan gibi yüreğimiz var. O yüreğin için de vatanımız ve Atamız var…

Rahmetli Kemal Sunal’a “ faşist “ ne demek diye sorduklarında “ ibne gibin, puşt gibin bişey “ demişti. Hasibe teyzeyi dinlerken o geldi aklıma. Alıntı bir yazıyla sonlandırayım…

İBNE KİME DENİR?

İbnelik bir türlü görünüp aslında başka türlü olmaktır. Olduğunu, yaptığını inkâr etmektir. Duruma göre renk değiştirmektir. Bukalemunu tenzih edebiliriz, çünkü ibnelik kendini değil çıkarlarını korumak için gizlenmektir ve insanlar âlemine özgüdür.

Fikrinle zikrinin farklı olmasıdır. Sağ gösterip sol vurmaktır. Yalan söylemek, kandırmak, aldatmak, sözünü tutmamak, oyalamak, ikili oynamak, lafı dolandırmak hep ibneliktir. Sahtekârlıktır. Başkalarına bile isteye zarar vermek, ziyanı engelleyebilecekken kenarda durup seyretmek, seyrederken zevk almaktır. Hırsızlık da ibneliğin bir türüdür. Çünkü gizliden gizliye iş çevirmek, senin olmayanı sahiplenip seninmiş gibi davranmaktır. Risk almamak, sorumluluk üstlenmemek için top çevirmektir.

İbne yerine bazen top, yuvarlak, tekerlek denmesinin sebebi de budur. Elini taşın altına koymamak için durduğu yerde dönmeyi ifade eder. İbnelik sokakta kadınlara laf atıp travestilerden indirim istemektir. Pirinci tartarken içine taş atmaktır. Çürük mal kakalamaktır. Sahte para basmaktır. Başkalarıyla yatıp sevgilinin, karının, kocanın yanında uyumaktır. Kızına, komşunun kızına sarkmaktır.

Centilmen takılıp kadın dövmektir. Evlenmeyeceğini bilerek nişanlanmaktır. Sevmediğin biriyle zengin diye evlenmektir. Kendine mubah saydığını başkasına yasaklamaktır. Habisliklerini kitabına uydurmaktır, kitapta yazmayan kuralı icat etmektir.

İbne yerine dönme sözünün kullanılması tesadüf değildir. Başkalarını sözüne inandırmak, sonra geri dönüp yolda bırakmak ibneliğe girer.

Net olmamak, düşman kazanmamak için aklından geçeni tam söylememek, muğlak konuşmak da. “Ay ne iyi oldu aradın” diye telefonu kapatıp “Of be amma da konuştu” demek, arkadaşının dedikodusunu yapmak da ibneliğe verilecek örneklerdendir.

İbnelik kişileri değil, kişilerin geliştirdiği vicdan yoksunu davranışları ifade eder. Yalancılara, sahtekârlara, menfaatçilere, hırsızlara rahatlıkla ibne denebilir. Bu sözün bu gruplara giren kişiler için küfür değil sıfat olarak kullanılması uygundur. Yani ibnenin cinsiyeti yoktur, ibnelik de cinsel organlarla ilgili değildir.

FATMA YAZICI