Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar.
Yalnız, Ali gecikmek için elinden geleni yapıyordu. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.
Öğretmeni, onun bu hâlini fark etti:
– Hayrola Ali, eve gitmeyecek misin?
– Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
– Peki Ali, ne söyleyeceksin bakalım?
– Ahmet arkadaşımın durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına iyi şeyler koymuyor. Ona yardım etmek istiyorum. Benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

 

Öğretmen şaşırdı. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi.
– Sizin de maddî durumunuz pek iyi değil Ali?
– Evet öğretmenim. Babam çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyorum.
– Nerede çalışıyorsun?
– Simit satıyorum.
Öğretmen iyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı.
– Büyüyünce ne olmak istiyorsun Ali?
– İnsanlara daha çok yardım etmek için, çok zengin bir iş adamı?
– İstersen acele etme; çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin.
– Olmaz öğretmenim.
– Neden olmaz?
– Üç sebepten dolayı olmaz.

 

 

Birincisi:
Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. Onlar da daha çok simit alıyorlar.

İkincisi:
‘Ağaç yaş iken eğilir.’ deniliyor. Şimdiden iyilik yapmazsam büyüdüğümde hiç yapamam.

Üçüncüsü:
Şimdi, ancak hergün bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Allah, Cennet’i gücü kadar iyilik edene veriyor. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parası ile Cennet’e girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?

Çocuklar kadar olamıyoruz ..