Belki de bir çoğunuz yazıyı okurken, “ne güzel, daha ne istiyorsun ?” diyecek ve kınayacak beni. Kınamayın.. Yıkılana balta vuran çok olur..

Kimse benim hayatımı yaşamadan beni anlayamaz.. Yemek, içmek, gezmek, istediğin eşyayı, geyimi almak mutlu olmak değil. Mutlu olmak, her şeye sahip olmak değil..!

Evet bizim evde, etrafımda olan herkes mutlu, herkes istediği gibi hayatını yaşıyor. Ama ben.. Ben sabahtan akşama kadar sürekli kafesin içinde ve yalnız.. Dostum, sırdaşım “dört duvar”dır..

Kendimle konuşmaktan, kendime sual vermekten yoruldum..

Neden ben hayatımı istediğim gibi yaşayamıyorum ?

Neden bir tek ben herkesin ihtiyacını gideriyorum ?

Neden bana birşeyler anlatınca onların mutlu olmasını sağlıyorum ?

Neden kimse benim mutlu olmam için çaba göstermiyor ?

Benim verdiğim bu kadar değerin, sevginin karşılığını bana az da olsa neden vermiyorlar..?

Sonra ise suallerime karşılık olarak cevap veriyorum: “Onlar mutlu olsun diye kendini harcıyorsun, kendini hiç düşünmüyorsun, kendine saygı duymuyorsun. Eğer sen kendini düşünmezsin, saygı göstermezsin kimse de seni düşünmez.. Nedeni bu işte. Başka yerde neden arama.

Bir kadını mutlu etmek çok mu zor ?

Biliyor musunuz, aslında bir kadını mutlu etmek çok ta zor değil. Kadınlar ufak şeylerle mutlu olabilir. Biraz ilgi, yüzüne gülümsemen, tatlı bir sözün yeter ki onu mutlu edesin.

Dinlemen, gün içinde neler yaptığını, kendini nasıl hissettiğini sorman bile yeter.. Bunu davranışlarınla da kanıtlaman gerekir.

Sevgini, saygını sonuna kadar göstereceksin. Saygının olmadığı yerde sevgi de olmaz. Saygı, sevgi ayrılmaz ikizlerdir. Birini verirsen öbürünü de vereceksin.. Evlendikten sonra saygını, sevgini bitirmeyeceksin, aksine artıracaksın.. Kısmayacaksın. Çünkü asıl sevgiye, saygıya evlendikten sonra daha çok ihtiyacı olur insanın. Ailenin sonuna kadar güzel yürümesi istiyorsan bunları yapacaksın.. Sevgi, saygı olmayan ev mezar gibidir.. Sessiz ve soğuk.

Çok kısa birşey anlatayım.. Bir yere gitmek istersem eşimin zoruna gidiyor. Pek istemiyor evden çıkmamı. Bunun kıskançlıkla bir alakası yok. Huyu böyle. Her yere beraber gitmemizi, beraber dönmemizi istiyor.

Evden çıkacak olursam akşamdan söylemem, onların razılığını almam, sabah erkenden yemekleri hazırlamam, temizlik yapmam gerekir. Eğer yemek hazır olmazsa eşim ve çocuklarım surat asar. Benim de onlar gibi dışarıdan gelmemi anlamıyorlar..

Herkesten önce eve dönmem onları mutlu eder. Çünkü anlattığım gibi, işten dönen eşim, okuldan gelen çocuklarım hemen hazır masa başına geçmeye alışkınlar. Beklemeye tahammülleri yoktur.

Gerçek hayat öyküsü..

Allah herkese bir kere yaşama şansı vermiş. Beni aileme kul olarak, feda etmem için yaratmamış. Ben de can taşıyorum. Herkes gibi hastalanabilrim, yorulabilirim, ağrıyabilirim. Ama bu benim ailemi ilgilendirmiyor. Ne olur olsun onlar için herşey düzeninde olacak, çerçeveden kenara çıkamayacak. Hasta olsan bile evde yemek hazır olacak..

Bir de ki evimizde kolay yemekler bişmez bizim. Her gün yeni ve farklı yemekler hazırlanacak ki sevdiklerim hoşnut ve memnun olsunlar..

Hasta olunca neden yapıyorsun ? derseniz nedenini önceden anlatmıştım.. Surat asıyorlar. En çok da eşim..

O zaman da benim moralim bozuluyor, üzülüyorum.

Bazen işten erken dönüyor eşim. Ama yemek henüz ocağın üzerinde.. Yemeğin pişmediğini bildiği halde bilmiyormuş gibi yapıp masaya oturuyor. Bu ne kadar doğru birşey ? Kim olsa benim yerime rahatsız olmaz mı ?

Böyle şeyleri görünce kendi kendime diyorum ki, “Kendin yaptın kendine.. Kendi düşen ağlamaz. Kendin alıştırdın böyle hayatı yaşamalarına. Alıştırmayacaktın.. Sen de bir çoğu gibi hastayım, kalkamıyorum, yapamıyorum diyecektin..”

Kıyamadım işte.. Merhametim yüzünden kıyamadım..

Aslında maksadım eşimi kötülemek değil, eşim güzel insandır, içki bilmez, sıgara içmez, küfür etmez, kötü konuşmaz.. Sikayetim susması, olaylara sessiz kalması ve televizyona daha fazla zaman ayırması..

Hiç yan etkileri faydasından daha çok olan bir ilac kullanırmısınız ? Elbette kullanmazsınız..

Bugün dünyanın en güçlü uyuşturucusu televizyon. Kadını erkeğinden, erkeği çocuklarından ayıran bir uyuşturucu. Sadece despot bir kullanıcının kendini yakması değil bu.Topyekün bir aileyi uçuruma sürükleyen, faydalı ama zararı faydasından daha çok olan hayatımızın bir parçası haline gelmiş televizyon.

Nasıl ki alkol veya uyuşturucu alan birisinin akli melekeleri yerinde kalmıyorsa, pür dikkat tv seyredenin de aynen öyle.. Ailenin sorunlarından çok başkalarının sorunlarıyla ilgileniyor eli tetikte olan despot..Tv den başını kaldırıp eşinin ve çocuklarının sorunlarını göremiyor bir türlü..

Fadime acaba Mehmete evet diyecek mi ?…

Diziyi de tam heyecanlı yerinde kestiler, acaba çocuk kurtulacak mı ?..

Bu yarışma çok heyecanlı acaba kim kazanacak ?..

Böyle hayat olur mu? Eşin ve çocukların sen onlarla ilgilenirken gözlerinin önünde tükeniyor ? Kazandığın paranın, eve getirdiğin yemeğin ne faydası var söylesene müptela-i beşer..

İnsanların sadece karınları acıkmıyor.. Kulaklar, güzel sözlere muhabbete acıkır, gözler tebessüm eden yüzlere acıkır, eller baba eline acıkır, ruhlar şefkate, sevgiye, merhamete acıkır..

Gerçek hayat öyküsü..

Bazı insanlar diyor ki, “Mutlu olmanın yolu; razı olmaktan geçiyor. Razı olmayan mutlu olamaz. Konumuna, işine, eşine, çocuğuna razı olmayan mutlu olamaz. Altın kafese koysan mutlu olamaz.”

Yani bir insan herşeye razı gelirse mutlu olur. Bu doğru değil.. Ben şimdi bana karşı yapılanlara nasıl razı olayım? Kimin hoşuna gider aile içinde saygısızlık, ilgisizlik ? Bu durumdan kimse hoşnut olmaz.

Söylediğim gibi ailede her iki taraf birbirine saygı, ilgi göstermeli. Çünkü ebeveyinlerin davranışları çocukları da etkiliyor. Baba evin direğidir. Annenin dayanabileceği tek direk. O direk sağlam olacak ki kadın eminlikle ona dayansın.. Ama benim ailemdeki direk salanıyor..

Eşim işine gelmeyen şeylerde çocukların yanında beni savunmuyor, onlara yanlışlarını söyleyince arkamda durmuyor.. Hiç bir anne evladının kötülüğünü istemez, kötü duruma düşmelerini de istemez.

Bir anne şikayet ediyorsa elbet vardır bir bildiği. Babanın bunu duymamazlıktan, görmemezlikten gelmesi hoş bir şey değil. Çünkü çosuklar anneye olan saygılarını kaybederler. Susmak herşeye çözüm değildir.

Babanın susması annenein çocukların gözünde küçülmesine sebep olur. Erkeğin davranış tarzı evde çocukları etkiliyor. Çocuklara gösterilen toleransın bir ölçüsü olması gerekiyor. Böyle babadan çocuklar da yararlanmaya çalışıyor. Babanın çocukları için yapabileceği en iyi şeylerden biri annelerine saygı göstermektir. Birbirine saygı duyan ve çocukların bunu fark etmesini sağlayan anne babalar çocukları için güvenli bir ortam oluştururlar.

Yine üzerini çizerek söylüyorum, eşlerin birbirini savunması gerekir. Savunmuyorlarsa değer vermiyor anlamına gelir.

Meğer benim de gösterdiğim sevgi, saygı, ilgi, değer karşılığını bulmamış. Bir erkeğin susması ve sessiz kalması bir yere kadar olur. Sonrası sessiz bir çığlık ve felakettir.

Bazen kendi kendime soruyorum: “Hayat bu mu ? Hayat, kendini ailene feda etmekle mi bitiyor ?”

Sonra, maalesef böyle olmadığını görüyorum.. Birşeyin karşılığı yoksa, senin veriğin değeri sana verilmiyorsa değmezmiş diyorsun..

Allah bile kullarını karşılıklsız sevmez. Eğer öyle olsaydı Cennet ile Cehhenem olmazdı.

Evrende vermenin ve almanın bir dengesi vardır. Vermesini bilmeyen bir insanın alması doğru değil. Bazı insanlar sadece almak isterler, vermek onlar için kötu ve yanlış bir şeydir. Aldığınız gibi vermeyi de bilmeli ve verdiklerinizi hak ettiklerini bilmelisiniz. Vermek de almak kadar doğaldır. Vermeyi bilmeyenin sonda alacağı da kalmaz.

Gerçek hayat öyküsü..

Çok pişmanım.. Ama artık alışkanlık haline gelmiş bendeki fedakarlık, yapmadan duramıyorum..

Şimdiki aklımla geçmişe gidip olanları değiştirmek isterdim, eşimin bana karşı verdiklerinin aynısını ben de ona verirdim. Keşke zamanında anlayabilseydim de bu kadar kendimi yorup, yıpratmasaydım. Ve şimdi yaşadıklarım bu kadar zoruma getmezdi..

Önceleri yaşadıklarımın farkında değildim. Yaşlandıkca hayatı daha çok derinden anlamaya başladım..

Ama geçmiş geçmişte kaldı.. Önüme bakmalıyım.. Düşünüyorum ki nefes aldığım sürece kendimi değiştirip, geliştirebilir, dünden aldığım derslerle şu andan hareketle geleceği şekillendirebilirim. Bu anlamda çok geç kalmış sayılmam..

Herkes eninde sonunda aile kuruyor. Aile kurmak kolay. Önemlisi ne biliyormusunuz ? Evlendiğin eşine sonuna kadar sahip çıkman. Bunu ben demiyorum, bunu Peygamberim (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor;

“Kadınlar Size Allah’ın Emanetidir” diye.

Yüce Allah’ın, siz erkeklere birer emanetidir kadınlar. Onlara sahib çıkmanız lazım. Çıkamayacaksan, evlenmeyeceksin.. Taşıyamayacağın yükün altına girmeyeceksin. Bir kadına seviyorum demek yetmez.. Sana güvenen, sana sahip çıkan kadına sen de sahip çıkacaksın. Bütün varlığınla, bütün benliğinle.. Tuttugun eli bir ömür bırakmayacaksın, kadın kendini senin yanında güclü hissetsin. Güvenerek tuttuğun bir el varsa o zaman mutluluk senindir..

Bir kadını asla yanıltmayacaksın, umutsuzluğa sokmayacaksın, üzmeyeceksin, ağlatmayacaksın, küçümsemeyeceksin, küstürmeyeceksin hayata. Hayata küsen kadın göze alır her şeyi. Vazgeçmeye başlar seni sevmekten, beklemekten ve sana saygı duymaktan. Seni nasıl başının üzerine kaldırmışsa ve başına tac yapmışsa öyle de bir anın içinde bırakıverir ayaklarının ucuna.. Bir daha o başa tac olamazsın ve geri dönüşü de olmaz bunun. Senin için çırpınan birinin kanatlarını asla kırma.. Kırılan kanat bir daha eskisi gibi olmaz, çırpınmaz..

Hanım hizmet etsin, temizlik yapsın, her gün farklı yemekler hazırlasın diye evlenilmez. O eşinin ve çocuklarının kölesi, hizmetçisi değildir.

Bazı erkekler bunu anlamıyor yada anlamak işlerine gelmiyor. Sanki kendine köle almış, cansız eşya gibi kullanıyor eşini. Tıpkı benim eşim gibi..

Anlayın artık.. Kadın, Allahın cenneti vaad ettiği çok değerli biridir. Allah’ın emirlerine aykırı olmadığı sürece, bütün kadınlara saygı göstermek, annelere itaat etmek cennetin önemli bir anahtarıdır. Onun içindir ki, cennet bütün annelerin ayakları altındadır.

Bunu da çok iyi anladım ki kendi mutluluğun ile ilgilenmez ve iyi olmak için gayret sarf etmezsen, başkaları da senin için uğraşmayacaktır. Ayrıca insanların seni kullanması çok daha kolay olacaktır..

“Kendi düşen ağlamaz” diyorum ve yeniden, sıfırdan başlayarak ayağa kalkmaya çalışıyorum. Dişimi sıkıp, hayatımı kendim için yaşayacağım.. Biliyorum zor olacak ama yapacağım, yapmalıyım.. Bunu ailem istedi benden.

Son olarak bir yazarın sözleriyle yazımı bitirmek istiyorum;

“Çirkin hayat yoktur, o hayatı çirkinleştiren insanlar vardır. Kimi hırsından, kimi cahilliğinden yapar bunu. Ve kendilerine sorsanız hep haklıdırlar. Bu hiç değişmeyecek.

İnsanların, kendilerini düzeltebilmeleri için önce kendi eksiklerini görmeleri gerekir.”

Arpa eken arpa biçer, buğda eken buğda biçer..