Gece yarısı evine dönüyordu. Issız bir kasaba yoluydu. Bu kasabada her şey on yaşındaki arabası kadar yavaş ve aheste gidiyordu. Üstelik çalıştığı fabrika kapandıktan sonra her şey daha da yavaşlamıştı. İşsizdi. Kış gelip çatmıştı. İşsizlik ve çaresizlik soğuğu daha da derinleştiriyordu.

Yol sakindi. Bu saatte pek az insan yolda olurdu. Çoğu arkadaşı çoktan evine varmıştı. Hepsinin mutlu bir yuvası ve gerçekleşmek üzeri olan hayalleri vardı. Fakat o çaresiz ve umutsuz yollardaydı. Burayı, doğup büyüdüğü bu kasabayı seviyordu. Annesinin ve babasının mezarı buradaydı. Kasabaya doğru kıvranmak giden bu yolu avucunun içi gibi biliyordu. İsterse gözü kapalı gidebilirdi. Yolun sağında ve solunda olan her şeyi bir bir sayabilirdi. Yola koyu gölgeler salan at kestanelerini, rüzgarla hışırdayan kavak ağaçlarını, mezarlığın duvarı arkasında yükselen selvileri …

 

 

Gece giderek koyulaşıyordu. Beyaz kar taneleri karanlıktan uçuşarak yola savruluyordu. Kar taneleri karanlıktan takılmış gözleri, neredeyse yol kenarında bekleyen yaşlı kadını göremeyecekti. Yolda kaldığı belliydi. Arabayı durdurup hemen indi. Kasabadan değildi. Yüzünde derin çaresizlik okunuyordu. Yüzünde tebessümle yanaştı. Tebessümü kadının yüzündeki kaygıyı gidermeye yetmemişti. Arabanın üzerinde yığılmış kara bakılırsa en az bir saatir bekliyor olmalıydı. Kaygılandığını anlamıştı. “Korkmayın, size yardım etmek istiyorum hanımfendi!” dedi. Arabanın tekerleği inmişti. Tekerlek değiştirmek, hele de bu havada yaşlı bir kadın için imkansız gibiydi. ”Neden arabaya geçmiyorsunuz. Hava çok soğuk.”

Stepneyi çıkardı. Krikoyu taktı. Hızla lastiği değiştirdi. Son bijonu sıkarken, yaşlı kadın minettar ifadelerle baktı genç adama. Uzak bir şehirde oturduğunu, buradan ilk defa geçtiğini söyledi. İyiliğine karşı minettar kaldığını belirtti. Genç adam sadece gülümsedi ve inmiş lastiği bagaja bırakarak kapattı. Kadın ne kadar borçlu olduğunu sordu. Bu kadar iyiliğe karşı oldukça yüklü bir bedel ödemeye hazırdı. Bu genç durmasaydı, kim bilir neler gelecekti başına? Genç adamın aklından para geçmemişti. Sadece bir iyilik yaptığını söyledi. Yaşlı kadın ısrar etti. Genç adam bunun üzerine, bundan sonra karşılaştığı ilk yardıma muhtaç kişiye yardım edebileceğini söyledi. ‘Böylece hem bana iyilik etmiş olursunuz, hem de ona!’ diye de ekledi

Kadının arabasını çalıştırıp uzaklaşmasını seyretti. Soğuk ve ürpertici bir geeceydi.Şimdi kendisini biraz daha iyi hissediyordu. Özgüveni gelmiş, işsizliğin getirdiği işe yaramazlık duygusunu biraz olsun üzerinden atmıştı.Bu arada yaşlı kadın birkaç kilometre ileride küçük bir kafe görüp arabasını durdurdu. Bir şeyler atıştırmak ve sıcak bir kahve içmek istiyordu. Salaş bir yere benziyordu. Pek alışık olduğu bir manzara değildi.

 

 

Gördüğü ilk masaya oturdu. Garson kız elinde havluyla geldi. Yaşlı kadına saçlarını kurulayabileceğini söyledi.Yüzünde sıcacık bir tebessüm vardı garson kızın.Bu sıcak tebessüm yine de gün boyu ayakta kalmanın yorgunluğunu silemiyordu. Yaşlı kadın kendisine hiç beklemediği bir iyilikte bulunan genç kadının neredeyse sekiz aylık hamile olduğunu fark etti. Yaşlı kadın böylesine zor şartlarda çalışan birinin bir yabancıya menüde olmadığı halde temiz havlu sunmasına şaşırmıştı. Birden yolda kendisine yardım eden genç adamı hatırladı.

Yemeğini bitirdikten sonra, hesabı ödemek üzere 100 dolar bıraktı. Garson paranın üstünü getirdiğinde kadını masasını bulamadı. Arkasından koşturdu. Dış kapıyı araladığında, uzaklaşan lüks arabayı gördü sadece. Geri döndüğünde peçete üzerindeki not dikkatini çekti. Yazılanları okurken gözleri yaşardı:

‘Bana bir şey borçlu değilsin. Düşün hepimiz bir iyilik zincirinin halkalarıyız. Biri bana yardım etti. Tıpkı benim sana yardım ettiğim gibi. Sen de bana iyilik etmek istersen, bu iyilik zincirine sen de katıl ki sona ermesin.’

Masaların hepsini sildi, şeker kaselerini doldurdu, Yeni müşterilere yemek verdi. Yoruldu fakat bir başka mutlu oldu. Yorgun argın vardı evine. Yatağına uzandı. Aldığı büyük bahşişi düşündü. Doğum parasını denkleştirmişti böylece. Kocasına müjdeyi vermek için sabırsızlanıyordu. Tatlı bir öpücük kondurdu yanağına, ‘Seni seviyorum.’dedi. Kocası da aynı karşılığı verdi: ‘Seni seviyorum.’Adam yolda karşılaştığı yaşlı bir kadına yardım ettiğini anlatmak istedi. Sonra vazgeçti. Yaptığı iyiliği karısına anlatmak bile zoruna gitti. ‘Allah biliyor ya!’ dedi içinden…

 

Bir insanın gerçek zenginliği onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir… (Hadisi Şerif)