Günün birinde Hz. Süleyman çadırı kurunca bütün kuşlar gelip hünerlerini birer birer sayıp dökmeye başladılar. Her biri hünerini anlatıyor, sonra diğeri geliyordu. Nihayet sıra Hüdhüd kuşuna geldi. Hüdhüd :

– “Ey ulu padişah, dedi. Ben size küçük bir hünerimden bahsedeceğim.”

Hz. Süleyman :

– “Buyur söyle seni dinliyorum.” deyince Hüdhüd.

—Yükseklerde uçarken baktığımda yerin derinliklerindeki suyu görürüm, o suyun ne kadar derinlikte olduğunu, renginin nasıl olduğunu, topraktan mı yoksa taştan mı kaynadığını görür, bilirim. Ey ulu padişah sefere gidersen beni yanına al. Sana konaklayacağın yer konusunda faydalı olurum.” dedi.

Hz. Süleyman :

– “Ey güzel arkadaş, susuz ve uçsuz bucaksız çöllerde bize arkadaş ol böylece faydalı olursun.” dedi.

Bunu duyan karga araya girdi :

– “Bu zavallı yalan söyleyip yüzünü kara etmektedir, dedi. Çünkü eğer böyle bir hüneri olmuş olsa önce yerdeki tuzağı görüp ona yakalanmaz ve kafeslerde mahkûm olmazdı.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman :

– “Ey Hüdhüd yaptığını beğendin mi bizim huzurumuzda yalan söylemek olur mu? ” diye Hüdhüd azarladı.

Hüdhüd :

– “Ey yüce padişah, benim hakkımda karganın söylediklerine inanma. Ben huzurunuzda yalan söylemedim. Dediklerim doğrudur. Benim tuzağı görmeyişimin sebebi kaza ve kaderin gözümü kapatması, aklımı bağlamasıdır. Yoksa elbette ki yerin üstündeki tuzağı görürüm. Fakat ne yazık ki kaza gelince bilgi uykuya dalar, ay tutulur, gün kararır.” dedi…

Mesnevi – Mevlana