Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde ormanın derinliklerinde minik bir sincap yaşarmış. Bu sincabın adı yokmuş. Herkes ona minik sincap diye seslenirmiş. Minik sincap çok ürkekmiş. Karnı acıkınca ağaçlardan fındık toplamaya bile korkarmış. Toplamadan önce günlerce kendi kendine düşünürmüş: ” Ben şimdi ağaca ne diyeceğim. Lütfen bana bir fındık verirmisiniz mi. Yok yok olmaz öyle.

Hem ya başka sincaplar beni görürse. Benimle alay ederler ağaçtan fındık istenir mi diye.” İşte minik sincabımız böyle küçücük olayları bile kafasında büyütür de büyütürmüş. Sırf başka sincaplarla karşılaşacağı korkusuyla bazen bir, bazense birkaç hafta boyunca aç kalırmış. Yine böyle açlıktan bitap düştüğü bir gün minik sincabımız ayaklarını sürüye sürüye ağaca gitmiş.

Kimse görmeden hızlıca tırmanıp kendini doyuracak kadar fındık alıp gitmek istemiş. Tırmanmış tırmanmış… Ağacın en tepesine çıkmış ordaki fındıklar daha güzelmiş. Tam daldan aşağı iniyormuş ki bir çıt sesi duyulmuş. Bastığı dal meğerse çürükmüş. Minik sincap yere yuvarlanmış, tabii ki topladığı tüm fındıklarla birlikte. Bu sesi duyan orman sakinleri hemen ağacın başına toplanmışlar.

Tavşan: ” Fındıklarımızı çalmaya çalışıyordun demek!” Kaplumbağa: ” Zaten kendi cezasını da kendi bulmuş, baksanıza yara bere içinde.” Tavşan: ” Biz yine de ona bir ceza verelim.” Kuş:” Evet evet güzel bir dayağı hak etti.” Minik sincap kulaklarına inanamıyormuş. Böyle bir duruma düşmek en büyük korkusuymuş. Zavallı miniğim tir tir titriyormuş. Tavşan bütün hayvanları susturmuş.

Ve konuşmaya başlamış:” Evet orman sakinleri olarak aldığımız kararı açıklıyorum. Ya bu ormandan defolup gidersin, ya da seni vahşice öldürürüz minik sincapcık. Tercih senin.” Kaplumbağa söze atılmış: ” Tavşan sence de bu fazla canice olmadı mı ?”. Tavşan cevap vermiş : ” Hayır hayır bu ormanımız için en doğru karar. Buna şüpheniz olmasın. Bu ormanda minik yaratıklara yer yok.”Minik sincap artık korkudan ve acıdan bayılmak üzereymiş. Ayağı durmadan kanıyormuş. Ve bu hayvanlar neler söylüyormuş öyle. Nereye gidermiş bu kışta kıyamette.

Burası pek hoşlanmasa da onun yuvasıymış. Minik sincap konuşmayınca tavşan üstüne yürümeye başlamış. Minik sincap ayağı yaralı olduğu için kaçamıyormuş da. Artık umudu kesmiş. O anda hayatı sorgulamaya başlamış: ” Tavşan aslında haklı. Bu dünyada bana yer yok, benim gibi acizlere…” Minik sincap gözlerini sımsıkı kapatıp ölmeyi bekliyormuş ki bir ses duyulmuş. Bu ses ormanın en görkemli, en güçlü sincabına aitmiş. ” Hey tavşan! Kaplumbağa! Siz kendinizi ormanın ağası mı sanıyorsunuz. Herkes bilir ki bu fındık ağaçları biz sincaplara aittir.

Fındık ağaçları bizim yaşam kaynağımızdır. Minik sincabın tek yaptığı hata ağaçtan düşmesiydi. Ve siz ona yardım edeceğinize onu öldürmekle bu ormandan kovmakla tehdit ediyorsunuz.” Görkemli sincap yutkunmuş. Bu olanlar ona fazla gelmiş. Minik sincabı aslında her zaman uzaktan uzaktan izlermiş. Ve onun her seferinde güçlü durmasını. Kendi başının çaresine bakabilmesini istermiş.

Bu ürkekliğine anlam veremezmiş. Ama şimdi görüyormuş ki minik sincabın başına gelenlerin sebebi hep küçük güçsüz oluşundan. Görkemli sincap minik sincaba doğru koşmuş onu sırtına almış. Ve oradan hızlıca uzaklaşmışlar.

Tavşan ve orman ahalisinin ağızları açık kalmış. Fena bozulmuşlar. Görkemli sincap minik sincabı evine götürdükten sonra yaralarını sarmış. Ve bundan sonra hep yanında olmuş. Gün geçtikçe minik sincap görkemli sincabı sevmeye başlamış. Görkemli sincap ise minik sincabı ezelinden beri seviyormuş zaten. Evlenip mutlu bir yuva kurmuşlar. Ve birbirlerinin her daim yanında olmuşlar… ~Mia~