Kasabanın eşrafı ok atmaya giderken Nasreddin Hoca’yı da yanlarına almışlar. Sırasıyla herkes hedefe ok atmış. Kimi isabet ettirmiş, kimi ettirememiş. Sıra Hoca’ya gelince

– Haydi Hoca seni de görelim, demişler.

Hoca fırlatmış, ok hedefin çok uzağına düşmüş.

– İşte, demiş Hoca, Sekban başı böyle atar.

İkinci ok da hedefi vurmamış.

Hoca bu kez de:

– Bizim Subaşı da böyle atar, demiş.

Üçüncü ok hedefe tam isabet edince göğsünü kabartıp arkadaşlarına dönüp eklemiş:

– İşte Nasreddin de böyle atar.

Hoca bir gün hamama gider. Hamamcılar onunla hiç ilgilenmez, eski bir peştamal, yırtık bir havlu verirler. Hoca sesini çıkarmaz. Hamamdan çıkarken uzatılan aynaya yüklüce bir bahşiş bırakır.

Bir hafta sonra aynı hamama geldiğinde, bu kez büyük ikramlar görür, fakat çıkarken aksine pek az bir bahşiş bırakır.

-“Efendi” der hamamcılar, “gösterdiğimiz o kadar ilgiye, saygıya karşı bu kadarcık mı bahşiş verilir?”

– “Bugün verdiğim, geçen haftanın bahşişiydi” der Hoca, “geçen hafta verdiğim de bugünkü hizmetinizin karşılığıydı. Böylece ödeştik !”

Geçim derdi bu ya ! Hoca da sıkıntıya düşmüş. Turşu satıp geçimini temin etmek istemiş. Hanımının hazırladığı lahana turşusunu eşeğine yükleyip düşmüş yola… Mahalle aralarına girmiş. Sokak sokak dolaşıp satmaya başlamış. Onca gün geçmiş.

Fakat bir gün olsun Hoca şöyle gönlünce “Turşu..” diye bağıramamış. Ağzını açtığı anda eşeği de ağzını açmış. Hoca’dan baskın çıkıp başlamış “aiii, aiiii…” diye anırmaya!.. Hoca bir türlü fırsat bulup da ağzını istediği gibi açamamış.

Günlerden bir gün , Hoca yine turşu satmaya çıkmış. Bir sokağın başına gelip, “Turşu..” diye bağıracak olmuş. Ama eşek her zaman olduğu gibi yine ağzını açıp baslamış anırmaya. Hoca’nın sinirleri iyice gerilmiş. Bir “Lahavle!” çekip eşeğe demiş ki:

“Turşuyu sen mi satacaksın, yoksa ben mi?”