Genç ve burnu havada bir kaymakam, zamanın birinde, Anadolu’nun ücra köşelerinden bir ilçeye atanır.

Kaymakam, makamına geldiği ilk gün şoförünü yanına çağırır;

─ Şoför efendi ! Hemen aracı hazırla, 3- 4 kasabayı teftişe çıkacağız. Ahaliyle selamlaşalım. Hali ahvali nedir görelim, der.

Şoför “başüstüne efendim” der ve çıkar.

Belirli bir müddet sonra şoför gelir, aracın hazır olduğunu kaymakama bildirir.

Araca binerler… Daha ilk kasabanın girişinde, aracın sağ arka tarafında olan kaymakamın dikkatini bir görüntü. Kasaba girişinde yaşlı bir amacanın, eşek sıpasını yularından çektiğini ve aynı zamanda sıpayı sevdiğini görür. Kaymakam, şoföre talimat verir ve yaşlı amcaya doğru yanaşmasını söyler. Şoför aracı yanaştırır.

Kaymakam, arka camı ağır ağır indirir ve daha selam vermeden ve alaycı tavırla;

─ Bey amca ! Hayırdır. Çocuğu nereye götürürsün?

Yaşlı amca, kaymakama bakar, durumu anlar. ( O zamanlar Anadolu’da araç çok azdır. Mühim kişilere verilir)

─ Efendim! Çocuğu mektebe götürüyorum! der

Kaymakam şaşırır…

─ Bey amca! Hiç eşek okur mu? der.

Bizim yaşlı bey amca, gayet kendinden emin ve vakarlı bir ses tonuyla;

─ Efendim! Okursa Kaymakam olur, okumazsa şoför olur.