Temel hastaneye gider.

Girişte birinin ağladığını görür.

Yaklaşır ve sorar:

– Hayrola hemşerim? Neden ağlıyorsun?

Adam;

– Kan tahlili yaptırmaya geldim.

Parmağımı kestiler, der demez bu sefer de Temel hüngür hüngür ağlamaya baslar.

Ne olduğunu anlayamayan adam Temel’e sorar;

– Hayırdır hemşerim.

Sen niye ağlamaya başladın simdi?

Temel cevap verir;

– Ben idrar tahlili yaptırmaya geldim.

Sonbaharda, Kızılderililer şeflerine kışın soğuk geçip geçmeyeceğini sormuşlar.

Herhangi bir fikri olmayan şef “kış nasılsa soğuk geçer” diye düşünerek odun toplayıp kışa hazırlanmaları gerektiğini söylemiş.

İyi bir önder olan şef, en yakın telefon kulübesine gittikten sonra Ulusal Hava Durumu Servisi‘ni arayıp sormuş;

– Kış soğuk mu geçecek?

Telefondaki adam;

– Evet, bu kış epey soğuk geçecek.

Şef, köye geri dönüp odun toplama işini hızlandırmış.

Bir hafta sonra, şef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi’ni aramış;

– Kış çok mu soğuk geçecek?

Telefondaki adam;

– Evet, bu kış gerçekten oldukça soğuk geçecek.

Böylelikle şef geri dönüp adamlarına kışın çok soğuk geçeceğini ve bulabildikleri bütün odun parçacıklarını toplamalarını söylemiş.

Bir hafta sonra, sef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi’ni aramış;

– Bu kışın çok soğuk geçeğine kesinlikle emin misiniz?

Telefondaki adam;

– Kesinlikle eminiz, Kızılderililer deli gibi odun topluyor.

kinci dünya savaşı sona ermiş, ABD kesenin ağzını açmış, ekonomisi çöküntüye giren ülkeleri Sovyetler’e kaptırmamak için Marshall planını devreye sokmuştu.

Türkiye dahil 16 Avrupa ülkesine hibe şeklinde gönderilen yardımların en önemli kalemi süt tozu’ydu.

Sadece hibe etmiyorlar, ilkokul çocuklarına içirilmesini şart koşuyorlardı. Teneke kutularda gönderilen süt tozu, öğretmenler odasındaki gaz ocaklarında suyla karıştırılıyor, kaynatılıyor, çocukların evlerinden getirdikleri bardaklarla servis ediliyordu. Tadı sütten biraz farklıydı, ağır bi kokusu vardı, 1960’lara kadar zorla içirildi.

Raf ömrü uzundu, o dönemlerde buzdolabı filan olmadığı için sayın ahalimiz tarafından pek takdir edildi. E madem bu kadar beğendiler, hadi bakalım, sayın ahalimize süt tozu satılmaya başlandı.

Amerikalılar bizi öz kardeşi gibi sevdiği için (!) kâr amacı gütmeden, sevabına sattılar. Sütün litresi 100 kuruş, süt tozunun kilosu 30 kuruştu, sayın ahalimiz üstüne atladı, adeta bağımlısı oldu.

Ucuz olmasına rağmen, Amerikan malı olduğu için “kaliteli” kabul ediliyordu. Süt tozu yerine süt kullanmak, ilkel bi davranıştı!

Bu arada süt üreticisi ölmüş, mandıralar iflas etmiş, amaaan bana ne’ydi.

Yardımlar sadece süt tozuyla sınırlı değildi. Para verildi, bisküvi verildi, margarin verildi, Amerikan bezi verildi, hurda savaş gemileri, dandik tanklar verildi.

Bunların karşılığında İncirlik gibi askeri üsler alındı, petrol arama faaliyetlerimiz durduruldu, emekleme aşamasındaki uçak fabrikalarımız kapatıldı, yerli demiryolu hamlemiz takozlandı, tarım bağımsızlığımızda ilk gedik açıldı.

“Siz zahmet edip üretmeyin, yorulmayın, ben hepsini beleşe veririm” deniyordu. Yardım ayağıyla, açları besliyor, tembelliğe alıştırıyor, yerli üretimi durduruyor, kendine bağımlı hale getiriyor, üstüne “sempatik” görünüyordu. Allah ABD’ye zeval vermesin diye dua ediliyordu.

Böyle böyle, avantayı görünce yelkenleri suya indiren bir toplum yaratıldı, milli çıkarların yerini “beleş” aldı.

Sonuç olarak Abd “radyasyonlu” olduğu için kendi halkına yedirmediği şeyleri halkımıza yedirdi.

Bu tarihlerden sonra anadolu tarihinde ilk kez çocuk felci vakaları görüldü ve de sonraları çocuk felci aşısı ‘rutin aşılar’ arasına sokuldu. Bu aşılarda bizlere büyük paralarla satıldı.

Koskoca memleket bi avuç süt tozuna gitti.