Göbek taşının üzerinde yatan adam, gelen kişinin kendisine bu kadar benzediğini fark etti. Gelen zengin kişinin kim olduğunu merak etti.

Adamın odasına girdi. Fakat adamın öldüğünü anladı. Fırsat bu fırsattır. Nasıl olsa adam bana tamamen benziyor. Onun cesedini benim yerime yatırayım. Ben de onun yerine geçeyim diye düşündü. Düşündüğü gibi yaptı. Ölen adamı kendi yattığı yere koydu. Kendisi de onun odasına geçti.

Biraz sonra düşündüğü gibi oldu. Tellaklar geldiler kendisini güzelce yıkadılar. Giyinme odasında üstünü başını kuruladılar, giydirdiler. Hizmetçiler etrafında dört dönüyordu. Dışarıda kendisini bekleyen arabasına bindi ve muhteşem konağına vardı. Yerine geçtiği zengin adama çok benzediği için kimse şüphelenmedi. İçeri girdi. Etrafında hizmetçiler emrini bekliyorlardı. Fakir adam, birdenbire çok zengin oluvermişti.

Fakat kendisi de hiç açık vermiyordu doğrusu. Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın diye etrafa emirler yağdırıyor, zenginliğin tadını çıkarıyordu. Hayatı çok güzel geçiyorken suratına “şak” diye bir tokat yedi. Gözünü açtı. Kendisini hamamda göbek taşının üzerinde yatarken buldu.

Hamamın temizlik işçileri hamamı temizliyor ve kendisine: Kalk be adam, sabahtan beri yatıyorsun. Yeter artık yattığın, temizlen de çık artık. Biz de burayı temizleyelim, diyorlardı.

Adamcağız neye uğradığını şaşırdı. Çünkü biraz önce yaşadığını zannettiği olaylar meğer rüya idi. “Eyvah” diye bağırdı ama elden ne gelirdi ki! İşte dünya hayatı da böyle bir rüyadan ibarettir. Bir gün yattığın uykudan uyanırsın ama neye yarar ki.