Ceza

Ezan okunmuş ve eve gelmemişti hala. Ayşe hanım defalarca söylediği halde sözünü dinlemeyen oğluna bu defa çok kızmış döndüğünde ise en çok üzüleceği cezayı vermişti yanağına attığı tokadın ardından.

Ertesi gün akşama kadar odasında kilitli kalacaktı Selim. Ne kadar yalvardıysada dinlemedi annesi. Oysa bu defa sokakta oyun oynayamayacağı için üzülmemişti. Ertesi gün kendince planladığı çok önemli bir işi vardı. Ve sabah kahvaltıdan sonra çaresiz girmişti odasına annesinin sınırlı bakışları arasında. Saatler hızla geçerken ne yapacağına karar veremiyordu Selim.

Öğleden sonra aklına düşen fikirle hemen kumbarasını aldı masasından ve içindeki paraları sayarak aklında bir hesap yaptı sonra. İçinde “İnşaallah yeter”derken yüzündede bir gülümseme oluşmuştu. Sonrasında pencereye yöneldi hemen. Evlerinin hemen yanındaki ağacın dallarına tutunup sessizce aşağıya indi sonra. Pencereyi açık bırakmayıda ihmal etmemişti döndüğünde girebilmek için.

Ve bir saat sonra elinde bir çantayla gelip tekrar ağaca tırmanmaya başladığında kısa süre önce başlayan yağmur iyice hızlanmıştı. Elindeki çantayı dikkatlice pencerenin önüne koyup yorulan ellerini uzattı sonrasında. Fakat biranda dengesini kaybedip ayağını boşlukta hissetmişti Selim. Ve Ayşe hanım gürültüye koşup geldiğinde oğlunu kanlar içinde yerde bulmuştu.

Ambulansı çağırıp hastahaneye gidene kadarda akla karayı da seçmişti genç kadın. Selim tam iki ameliyat olmuştu ön gün içinde. Sonrasında ise uzun bir süre dinlenmek üzere taburcu edilip evlerine girdiklerinde yorgunluktan annesinin kollarında uyuyakalmıştı. Ayşe hanım çocuğunu yatağına yatırdığında gözüne camın kenarındaki hediye çantası ilişmişti.

Merakla çantanın içindeki paketi açtığında ise gözlerinden yaşlar boşalmıştı biranda. Paketten, aradan onca geçen günden sonra artık küf kokan bir pasta çıkmış ve üzerindede bir bulmuştu. Gözyaşlarının damladığı kağıtta ise şöyle yazıyordu;”Anneciğim seni üzdüğüm için çok özür dilerim. Doğum günün kutlu olsun. .