Doğuda Bir Hekim

Hekim olupta ilk tayin yerimin Doğu Anadolunun şirin bir köyü olduğunu öğrenince çok sevinmiştim. İçim kıpır kıpırdı. Doğu anadolunun sevecen ve içten samimi insanlarına hizmet edecektim. Gerçi öğretmenlikte güzel meslekti. Yarının büyüklerini şimdiden yetiştirmek, onları daha küçükken büyüyünce yapacakları meslekler ve işler hakkında cesaretlendirmekte güzel meslekti. Onların yarınlara dair gözlerindeki ışıltıları farketmek bir çok şeye bedeldi. Fakat nasipte hekim olmak varmış. Bende hekim olarak bu yönde kendimi geliştirmeye ve çevreme bu yönde katkı sağlamaya çalışıyordum.

Köye gidişim ve ilk izlenimlerim çok güzeldi. Köy tamamen yemyeşil olmasada kurakda denemeyecek kadar şirindi. Köy halkı iyiliksever ve çok yardımseverdi. Benim köy dediğime bakmayın. Ufak bir köy değildi. İlçe sayılabilecek kadar hane vardı diyebilirim.

Muhtarın, öğretmen beyin , köy ihtiyarlarının yaklaşımı çok iyiydi. Bende köye ısınmış severek işimi yapıyordum. Çok köhne olmayan lojmanda kalıyor. Sabahları lojman önündeki taze kaynak suları ile beslenen çeşmelerde yüzümü yıkıyordum.

Gel zaman git zaman köy sakinleriyle de ahbab olmuştuk. Orta yaşlı teyzeler muayene için geldiklerinde yanlarında getirdikleri yeğenler, evlatlar için;

-Doktor bey evladım, şu evladımızında, şu kızımızında şöyle şöyle sıkıntısı var. İlaçmı verirsin naparsın bi bakıver diye rica ediyorlardı. Bende hastalık hakkında bilgi aldıktan sonra duruma göre gerekli ilaçları ve tedaviyi söylüyordum. Özellikle genç bayan hastalar yanlarında büyükleri olmadan kesinlikle yalnız muayeneye gelmiyorlardı.

Aradan aylar geçti. Bu köyü çok sevmiştim. Okuduğum büyüdüğüm büyük şehirler bana cazip gelmiyordu. Bu köyü havasını insanlarını sevmiştim. İçten pazarlıksız canı gönülden doktor bey diyerek konuşmalarını bir görseydiniz. Bekardım. Bir yuva kurmanın zamanının geldiğini düşünüyordum. Köyün muhtarına münasip zamanda konuyu açtım. Çok sevindi.

-Hay hay doktor bey oğlum dedi. Hanifi Teyzen bu işleri çok iyi bilir. Sen merak etme dedi.

Hanifi teyze muhtarın eşiydi ve köydeki evlenme işlerinde tecrübeli ve söz sahibiydi. Kısa zamanda köyde uygun bir kız buldular bana. Görüştürdüler. Kısa zamanda kanım öylesine ısındıki kıza. Hemen kabul ettim. Mutluydum. Ayaklarım yere değmiyordu.

Muhtar kızı istetmek için bir büyüğümün köye gelmesinin ve kızı babasından istemesinin uygun olacağını söyledi. Bende muhtara devlet gözetiminde yetiştiğimi, bir ailemin olmadığını bu yüzden kız istemeye bir büyüğümün gelemeyeceğinden bahsettim. Fakat hayatta tamamen yalnız olmadığımı düğünümde beni yalnız bırakmayacak arkadaşlarımın, dostlarımın olduğunu söyledim. Muhtar anlayışlı bir adamdı.

Sonuçta kızı babasından muhtar istedi. Güzel bir düğünle evlendik. İşe bakınki düğünümden haberdar olan dostlarım soğuk kış ve yol şartlarının yolları bozmasından dolayı düğünüme gelemediler. Güzel bir köy düğünüyle evlendik. İkinci defa dünyaya yeniden gelmiş gibiydim. Artık her sabah çok daha canlı uyanıyor, güzel lojmanımızın önündeki çeşmeden yüzümü soğuk suyla bir güzel yıkıyor ve işimi daha bir severek yapıyordum. Eşim çok candan ve sevgi doluydu. Birbirimizin eksiğini kapatıyorduk.

Yıllar içinde başka başka yerlere tayinim çıktı. Çok farklı durumlarla, hastalarla karşılaştım. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Gücümün yettiğine uğraştım, gücümün yetmediğine kısmet böyleymiş diyerek düşündüm.

Şimdi geriye baktığımda iyiki hekimlik mesleğini seçmişim ve iyiki ilk defa o şirin köye atanmışım diye düşünüyorum. İlk atandığım köy, ordaki tatlı hatıralar, bir ömür boyu bana yoldaşlık eden eşimi o köyde tanımam ve evlenmem, zaman içinde büyütüp yetiştirdiğimiz 4 evladımız ve daha bir çok güzel şey.

Geriye baktığımda anılar bana hüzün vermiyor, mutluluk veriyor. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. İyiki yapmışım, iyiki bunlar benim başıma gelmiş diyorum. Tatlı bir tebessüm geriye dönük anılar aklıma geldiğinde dudaklarıma yayılıyor ve geleceğe baktığımda da tebessüm dudaklarımdan kaybolmuyor.