İki Şarkı Kadar Sustuk Masada

 

18 yaşında tanıştık biz Kübra ile.. Böyle bir saçları vardı, lüle lüle. Ama var ya; nasıl aşığız. Senden sonra asla olmayacaklar, sen benim sonumsunlar, sensiz ben nefes alamamlar falan.. Çok güzeldi her şey..

Sonra bir gün..

Dokunmaya kıyamadığım saçlarına!.. Donup kalmıştım.. Yapmaz dedim, Yok hayır asla olmaz dedim..

Gördüklerim karşısında çaresiz kaldım. Böyle karşısına geçip bağıra bağıra, ”neden ulan neden??” diye sorasım vardı.. Ama yapmadım. Uzak tuttum kendimi ondan. Çok direndim, çok çabaladım, kendimi kullanılmış hissediyordum..Uzun süre bunu unutmak için çabaladım. Sonra bir gün; hiç ummadığım anda, hiç ummadığım bir yerde gördüm bunu..

Saçları..

Ellerimi uzatsam,

dokunamayacaktım..

Öylece baktım uzaktan..

Kafasında bir maske vardı,

ve saçları yoktu..

O ana kadar her şeye susan ben, ona bir zarar gelmiş olabilme ihtimalini kabul edemeyerek yanına kadar gittim.

Uzun zamandır kanser olduğunu, hastalık evrelerini atlatamadığını, saçlarının dökülmeye başladığını ve hastanede uzun süredir sıkı denetim gördüğünü anlattı. O an içinde bulunduğum durumu anlamaya çalışıyordum. Ve büyük ihtimalle; benim bu hastalık evrelerinden etkilenmemem için, ve bu durumda benim ondan vazgeçmeyeceğimi bildiği için, kendini benden soğutmak adına o çocuğu kullanmıştı.. Bunu nasıl yapardı? adlı yüzlerce soru sordum kendime.. Ama iyi olmalıydı..

Şu an bütün soruların anlamı yoktu.. Önce sevdiğim iyi olmak zorundaydı..

Kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Daha da sıkı olmaya, beraber daha fazla zaman geçirmeye, bol bol sosyal aktiviteler yapmaya başladık. Kemoterapi seanslarında azalma başladı, doktor moralinin çok iyi olduğunu ve hastanın çok hızlı bir şekilde düzelme katettiğini belirttiğinde çılgınlar gibi sarılmıştık..

Hayallerimdeki her şeyi yaşamak için sabırsızlanıyordum..

Kır düğünü yapacaktık.

O çiçek desenli bir gelinlik istiyor, benim de beyaz damatlık giymem için ısrar ediyordu.

Çocuklarımızın isminden, gideceği okula, hatta seçeceği bölüme kadar her şeyi tek tek hayal ediyorduk.

Uzun bir süre sonra, her şey normale döndü..

O eski lüle lüle saçları, dokunmaya kıyamadığım..

Tıpkı yeni açan bir çiçek gibi, harika bir şekilde yakışmıştı.. Çok güzel gülüyordu, mutluydu..

Çok geçmeden onunla düşündüğüm her şeyi yaşamak istiyordum, karşısına çıkıp ona onunla bir ömür yaşamak istediğimi belirtecektim ki; ben daha ağzımı açmadan ağzıma tıkadı bütün mutsuz kelimeleri ”bitti” dedi..

Şaka sandım..

Acaba hastalığı nüksetti de, ondan mı böyle yapıyor dedim.

Yok bu olamaz dedim..

Olamaz lan bu ! dedim..

Bana artık; benimle olamadığını, eski duyguları ile hissedemediğini, işi uzatmanın bir anlamı olmayacağını, karşıma ondan daha da iyilerinin çıkacağını, benim her şeyi hakettiğimi, benim çok harika birisi olduğumu anlattı durdu..

Ona çok fazla şey söylemek istiyordum, sadece elimdeki yüzük kutusunu yüzüne fırlatarak sinirimi almıştım..

Sonradan öğrendim ki;

onu o parkta gördüğüm, onun eski erkek arkadaşıymış. Hayatında ben varken, bir başkasını daha sokmuş. Bu çok derin yaraladı beni. O çocuk bunun kanser olduğunu öğrendiğinde, uğraşamam ben seninle deyip ayrılmak istediğini söylemiş. Bu da bunu iyice moral olarak bitirmiş, ve hastalık çok hızlı yayılma göstermiş.

Bardağından sert bir yudum daha aldı..

”şimdi onunla evli” dedi..

Onu hastalığında yüz üstü bırakıp kaçan, zor gününde s*ktir olup giden, iyi olunca yanında olanla birlikte.. Saçlarını o okşuyor, gözlerine o bakıyor, gülüşünü o görüyor..

Bizde işte, burada.

Neyse, kaldır hadi şerefine..

Bir iki yudum aldı, Ve devam etti.

”biliyormusun? saçları döküldü gene de o benim dedim.. Ben onu, o haliyle bile sevdim, o haliyle bile razıydım ona.. Ya kendini yanlız hissetmesin morali yüksek olsun diye, sıfıra bile vurdum saçımı..

O ise, dedi..

Devamı gelmedi..

İki şarkı kadar sustuk masada,

Sezen Aksu’dan sonra giriş yaptı ve ;

”biliyormusun, şimdi 5 çocuğu ile gelse bile razıyım ona”

Erkan Akagündüz