İki Yumurta

Akşam saat 6 kapı çaldı. Komşum Hatice sordu; iki yumurta var mı? Ne o kız pasta mı yapacaksın dedim. Evet çocuğun doğum günü bugün yapayım demiştim. Eeee şimdi duymuş olduk, gidip bir varıp kutlamak lazım diye diğer komşum ile konuştuk.

Küçük altın çok pahalı, takacak değiliz ya elbet. Daha önceden bana gelmiş bir hediyeyi yaptım paket. Gittik. Sofradaki tavada iki yumurta, dörde bölünmüş bir domata başında üç çocuk gördük.

Elimdeki hediyeyi düşürdüm yere istemeden. Çünkü az önce et pişirmiş yemiştik. Kalanları da kedilere vermiştik. Sonrası malum gerekeni yaptık. Komşularıma da sordum. Meğer üç gündür hepimizden farklı akşamlarda iki yumurta almış Hatice. Ah be Hatice. Söylesene bize. Desene eşim evi terk edince aç kaldık biz diye. Ah be Hatice.

Kur’an öğretir durursun bütün mahalleye. Bir kuruş sokmazsın cebine. Hediyeyi ayıp sayar, hafız yaparsın herkesi gece 12’ye kadar. Ah be Hatice. Kedi kadar akıl yokmuş bizde…

Bu akşam et yiyecekler. Kahvede para da toplanmış faturalarını da ödeyecekler. Bakkalımız hergün ekmeği yoğurdu benden dedi. Okul müdürü çocukların her şeyini üstlendi. Tek katlı ama kendi evi. İş de verecek bizim tekstilci Ali.

Evde çalışacak bizim Hatice. Ama çaktırmayın; az iş yapacak çok para alacak haberi olmayacak. Okuttuğun her harfin bedeli işte şimdilik bu kadar olacak. Hatice; yumurta kırmayacak, sofraya koymayacak bugün de. Hakkını helal et bize…

Alıntıdır