İncelemeden Asla İmzalamam

Bundan 95 yıl önce TBMM üyelerine yönelik cinayetlerin üçüncüsü ve meclis çatısı altında ki ilki 09.02.1925 günü işlendi, ilk iki cinayet meclis dışındadır; kurbanı ise ll. Dönem Ardahan Milletvekili Halit Paşa’dır (Halit Karsıalan) ve 5 gün sonra 14.02.1925 günü vefat etti.

Hiç duyduk mu? yoksa unuttuk mu? unutturuldu mu?

Milli Mücadele’yi birlik, beraberlik, fedakârlık, feragat, azim ve cesaretle yürüterek kazanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde savaş’dan sonra siyasi çekişmeler, benlik ve güç kavgası başladı.

Cumhuriyet’in ilan edilmesi ve Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla; hızlanan bu kavga yeni devlete hâkim olacak yönetim anlayışı ve bu anlayışı inşa edecek kişilerle bunlara karşı koyanlar arasındaydı. Bu tartışmalar, münakaşalar ve kavgalar cinayet işlenmesine kadar varmıştır.

Halit Paşa kimdir?

Halit Paşa: 1883 yılında İstanbul-Eyüp’te doğdu. Babası Kastamonu’lu bir subay olan Ahmet Bey, annesi ev hanımı Fatma hanım’dır. 1903 yılında Harbiye’yi bitirip, genç bir piyade teğmeni olarak Türk ordusuna katıldı. Gözü karalığı, sertliği, cesareti yüzünden “İstanbul da Eyüp’lü Halit, Ankara da Deli Halit” lâkabıyla anılırdı.

Askerlik hayatı boyunca 1908’de Yemen’de asi Araplarla, 1911’de Trablusgarp’ta İtalyanlara karşı, 1912-1913’de Balkan Savaşı’nda Bulgarlar ve Sırplar ile Balkan çetecilerine karşı, 1914-1918’de Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Ordusu Çanakkale ve Kut-ül Amare’den başka Kop Dağı-Bayburt Savunması’nda destanlar yazdı. Kafkaslar ’da Ruslara, İngilizlere, Gürcü ve Ermenilere karşı savaştı.

1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra Kafkaslar’da İngilizlerin oyunlarını bozduğu için İngilizler tarafından arandı. İngilizler o’nu bulmak için ailesinin İstanbul’daki evini defalarca bastı, annesi bile sorguya çekilerek eziyet gördü; kardeşi tutuklandı. Bağımsızlık için Trabzon ve çevresinde milli örgütler kurdu. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kuvvai Milliye lehinde etkili faaliyetlerde bulundu.

1919-1922’de İstiklâl Savaşında önce Doğu Cephesinde Ermenilere karşı savaştı, Sarıkamış ve Kars’ı kurtardı.(Ailesi soyadı kanunundan sonra “Karsıalan” soyadını seçtiler.) Batı Cephesi’nde Yunanlılar ile çarpıştı; destanlar yazdı. Büyük Taarruz ’da 18 Eylül 1922’ye kadar Marmara Bölgesini Anadolu’daki son Yunan askerlerinden temizledi.

Deli Halit Paşa; Emrindeki askerlerine: Evladım “Vatan bizimdir, kaçan haindir, düşmana sırtını döneni vururum, ben dönersem siz de beni vurun!” diye emir verirdi. Paşa üzerinde taşıdığı iki tabancalardan sağdaki “namuslu” ile düşmana, soldaki, “namussuz” ile hainlere kurşun sıkardı. Savaş meydanlarında 13 defa yaralandı. Sakarya muharebesinde beyninin yanına saplanan kurşunu hayatı boyunca taşıdı.

Deli Halit Paşa İstiklâl Savaşından sonra ll. Meclise (1923-1927) Ardahan Milletvekili olarak girdi. Malûl gazilerle ilgili verdiği bir önerge yüzünden Ali Çetinkaya “Kel Ali” ile tartıştı. O’nunla ta Trablusgarp cephesinden beri anlaşamazlardı. Bir meclis oturumu sırsında Elazığ Milletvekili Hüseyin Bey, Halit Paşa’ya getirdiği Baytarlarla ilgili kanun teklifini imzalamasını istedi Halit Paşa “İncelemeden asla imzalamam” dedi, ikisi arasındaki bu münakaşa büyüdü itiş- kakışa dönüştü, meclis koridoruna çıkıldı.

Afyon Milletvekili Ali Çetinkaya (Kel Ali) ayırmak için araya girmesi ile yaşanan arbede sonrasında Deli Halid Paşa, silahını çekerek Ali Çetinkaya’ya ateş açtı. Ali Çetinkaya, Halit Paşa’nın üzerine yürürken koridordaki halıya ayağı takılıp yere düştü Halit Paşa üzerine çöktü ve beynine silah dayadığı sırada Rize Milletvekili Rauf, Halit Paşa sırtından vurdu.

9 Şubat 1925 günü yaralanan Halit Paşa, hastahaneye götürülmeden meclis revirinde tedavi edilmeye çalışıldı, yaralı iken olay nasıl oldu diye soran arkadaşına “Kel’i (Kel Ali’yi) altıma aldım, hergele Rauf beni arkamdan vurdu!” demiştir, nihayet 14 Şubat 1925 de hastaneye kaldırıldı ve aynı gün vefat etti ve daha 42 yaşındaydı.

Doktor raporunda zatüreden öldüğü yazılıydı. Dönemin şahitlerinden çoğu Halid Paşa’nın büyük bir sağlık ihmalinden olduğunu, hastaneye götürülmemesi ve mecliste tutulması sonucu zatürreye yakalandığını söylemiştir. Ancak olayı Ali Çetinkaya üslendi ve nefs-i müdafaa halinde olduğunu kabul edilerek bu olaydan dolayı kovuşturma yapılmaması kararı verdi. Kısacası olayın üstü örtbas edilmiştir. Cenazesi İstanbul’un Eyüp semtinde defnedildi. Mezarı 1988 yılında Ankara’daki Devlet Mezarlığı’na taşındı. Ruhu Şad, Makamı cennet olsun. Amin.

Ali ERDOĞAN