Hemen hemen tüm fabrikalarda bakım onarım ekibi, işletmenin “hızır servisi” gibidir. Herhangi bir arıza halinde hemen bu ekibe haber verilirse, ekip arıza yerinde tespit yapar, varılan teşhise göre arızayı ya yerinde onarır, ya da yerinde tamir edilmeyen parçayı söküp atölyeye getirir, atölyede onarır. Dolayısıyla diğer bölümlere göre bakım – onarım ekibi daha dinamiktir. Türkiye Kömür İşletmelerinin bir kuruluşunda bir sa-bah onarım ekibinin ustabaşı Zeynel, “hazırlan, gidiyoruz” dedi.

İlginç bir arıza olmalıydı. Zeynel ustanın ekibinde iki deneyimli kişi daha vardı. Bunlarında her biri işletme de en az 15 yıldır çalışıyordu. Atölye önünde arabaya bindik. Arıza dere kenarındaki pompa istasyonundaydı. Bu istasyonda su dereden çekiliyor ve linyit kömürünün yıkandığı yere basılıyordu. Pompa istasyonuna geldiğimizde her şey sessizdi. Her zaman duyulan uğultu yoktu. Kapıda bizi bir işçi karşıladı. Heyecanlı ve telaşlı bir hasta sahibi gibi anlattı:

“Kaplinden önce sesler gelmeye, sonra da yağ püskürtmeye başladı.” İşçinin kaplin dediği su pompası ile elektrik motorunun millerini birbirine bağlayan bağlantı elemanıydı. Bu bağlantının hizasında, binanın tavan ve duvarları yağ içindeydi. Ekiptekiler hiçbir girişimde bulunmadılar, sadece ”bekleyelim” dediler. Neyi beklediğimizi kimse söylemedi.

İstasyonda bekleyeli iki-üç dakika olmuştu ki dışarıda bir cip sesi duyuldu, “geldi” dediler. Kapı önünde duran cipten genç, bakımlı ve temiz giyimli biri indi. Ekiptekilerden biri kulağıma sessizce “bizim bakım onarım mühendisi” diye fısıldadı. Genç mühendis büyük bir ciddiyetle hastaya yanaştı. Bizi karşılayan genç işçi, anlattıklarını genç mühendise tekrarladı. Mühendis motor ve pompa çevresinde döndü durdu, endişeli gözüküyordu. Sanırım okulda okuduğu makine elemanlarını, su makineleri vs. derslerini düşünüyordu. Cebinden bir metal şerit çıkardı, bağlantı elemanını ölçtü biçti.

Onarım ekibi sessizce mühendisi inceliyordu. Sonunda ustabaşı sessizliğini bozdu: ”Ne yapalım genç mühendis?” “Ben bunların kataloglarına bakayım sonra görüşürüz” dedi. Metresini cebine koydu cipe atlayıp uzaklaştı. Cipin hareket ettiğini duyan Zeynel Usta, hemen komutunu verdi. “Sökün.” Sesindeki ifadeden ne yaptığını bilenlerin rahatlığı içinde bağlantı elemanı söktüler.

Atölyeye dönerken dayanamayıp sordum: “Mühendisin cevabını beklemeyecek misiniz? Kataloğa bakacaktı.” “Yok” dedi usta. “Bu kaplinin dişlileri aşınmış, şimdi biz bunu kaynakla doldurup yeniden diş açacağız.” Gerçekten de akşama iş bitmişti. Akşam mesaisi bitmeden götürüp kaplini taktık. Pompaları işlemeye başladı. Pompa istasyonundan atölyeye geri dönerken Zeynel Usta anlatmaya başladı: ”Bu mühendis de sınavı geçemedi. Bu arıza hep böyle olur. Biz de her seferinde yeni gelen mühendisi bugünkü gibi çağırırız. Bu mühendisler bir âlem. Kimisi kitaplarıma bakayım der, kimisi kataloğa. Onlar bakadursun, bizde söker tamir ederiz.” Diğer ikisi de bu olayları hatırlayıp Zeynel Usta’yı onaylarcasına güldüler.

“Peki” dedim, “sınavı geçen hiç olmadı mı?” Zeynel Usta’nın soruyu bekler gibi bir hali vardı.

“Olmaz olur mu? Örneğin, şu anda müessesenin genel müdürü olan zat! Buraya genç bir mühendis olarak gelmişti. Yıllar önce yine böyle bir arıza vardı. Kendisini çağırdık. Ne yapalım diye sorduk. Baktı baktı, zekice güldü;

“Ben bilmiyorum, siz söyleyin bakalım ne yapalım; dedi. Biz de kolları sıvayıp tamirimizi yaptık.”