Türk Olmak

İki Türk subayımız, Bosna Hersek’in bu ücra köyünde unutulmuş adresteki eve omuzlarındaki yardım kolisiyle varıp evin kapısını çalıyorlar… Birkaç dakika sonra evin ahşap kapısı titreyerek açılıyor… İçeriden beli iki büklüm olmuş bembeyaz tülbendinin içinde nur gibi parlayan yüzüyle bir anneanne görünüyor.

Karşısında üniforma ile kale gibi duran subay evlatlarını görünce, asırlık gözlerinden yaşlar süzülmeye başlıyor:

“Siz Türk’sünüz değil mi?”

“Türk’üz anneciğim”

“Allah’ım şükürler olsun… Biliyordum… Geleceğinizi biliyordum” diyor ve oracığa çöküyor…

Çünkü köy evinde durum içler acısı… Yoksulluk had safhada… Hem el açıp şükrediyor hem söyleniyor anneanne:

“Allah’ım” dedim… “imdadı ilahinle gönder Rabbim” dedim… Gönderdi Allah’ım… “İlkbaharda yazda hep sizi bekledim… Nerde kaldınız artık dedim… Ama biliyordum geleceğinizi… Allah sizden razı olsun…”

Onun o gözlerini silerek çocuk gibi sevincine çocuk gibi ağlayışına dayanamayan kahraman iki subayımız omuzlarından yardım paketini indirip gelerek anneannenin yanı başına oturuyor ve gözyaşlarına ortak oluyorlar.

“Biz artık buradayız anneciğim… Sizin emrindeyiz efendim” diyorlar…

Bunu anlatan o muhterem insan diyor ki:

“Türk budur. Türk yardım götüren değildir. Türk beklenilendir!”

Çırpınırdı Karadeniz
Bakıp Türk’ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem toprağına

Sırmalar sarsam koluna
İnciler dizsem yoluna
Fırtınalar dursun yana
Yol ver Türk’ün bayrağına.

Kafkaslar’dan esen yeller
Şimdi Sana selam söyler
Olsun bütün Moskof eller
Kurban Türk’ün bayrağına.

Ayrı düştüm dost elinden

Yıllar var ki çarpar sinem
Vefalı Türk geldi yine
Selam Türk’ün bayrağına.

Kafkaslar’dan aşacağız
Türklüğe şan katacağız
Türk’ün şanlı bayrağını
Moskova’ya asacağız.