Adam komada hasta yatağında yatarken bir ara gözlerini hafifçe aralamış ki karısı başucunda duruyor.

Adam o zor halde gözlerini karısına dikmiş ve kısık bir ses ile konuşmaya başlamış;

─ Yav, ilk işten kovulduğumda benimleydin…

İflas ettim ordaydın…

Vuruldum… Gözümü açtım seni gördüm…

Trafik kazası geçirince hastanede hep başucumdaydın…

Şimdi komadayım yine başucumdasın…

Karısı takdir edildiğini düşünerek, kocasına gülümsemek üzereyken adam biraz hiddetle;

─ Biraz geç oldu ama anladım ben!

Yahu sen ne uğursuz kadınsın be!

Dursun Temel’e;

– Gel şu restoranda güzel pir yemek yiyelum! demiş.

Temel;

– İmkanı yok pir daha o restorana girmem da! diye cevap vermiş.

Dursun merakla sebebini sormuş.

– Neden olacak da? demiş Temel. Geçende puraya geldum. Tıka basa yemek yedum. Kahvemu da içtum.

Tam çıkacağum lokantanun sahibu kapuda önüme dikilmuş, sanki hesabu ödemeden kaçaymişum gibu dik dik gözlerimun içine bakayi.

– Ee, sen ne yaptun o terbiyesuz herufe? diye sormuş Dursun.

– Ne yapacağum da? demiş Temel, Ben de sanki hesabu ödemişum gibu ona dik dik paktum ve hemen oradan uzaklaştım!

Bildiğiniz üzere yüzyıllar önce kiliseler cennetten topraklar satıyorlardı.

Cahil halk ise, “ölünce cennette yerimiz hazır olsun” diye bu oyuna alet oluyor, böylece papazlar ve kilise zenginleşiyordu.

Ancak herkes öyle değildi. Bunun bir kandırmaca olduğunu, cennetten toprak satın alınamayacağını söyleyen Martin Luther engizisyon mahkemesinde yargılanır.

Yargı, o zamanlar da dini kullananların elinde oyuncaktı. Duruşma sırasında Martin yargıçlara seslendi;

– İnsanları cehennemle korkutup, cenneti para karşılığı satıyorsunuz. Sıkıysa cehennemi satsanız ya?

Yargıçlardan biri sordu;

– Cehennemi kim alır ki?

Martin Luther;

– Ben alıyorum, neyse parası vereyim, dedi.

Yargıçlar cehennemi Martin’e bedava verdiler!

Duruşma sonunda Martin kapının önüne çıktı ve duruşma sonucunu merak eden binlerce kişiye seslendi;

– Cehennemi satın aldım, benimdir. Bundan sonra oraya kimseyi almayacağım, korkmayın!

Yaşlı adamın eşi evde tereyağı yapıyor, kocası ise her gün yakınlarındaki bakkala götürüp satıyor onunla geçiniyorlardı.

Bakkal, adamın getirdiği tereyağını hiç tartmıyordu.

Ancak bir gün “acaba” dedi, adam gittikten sonra tereyağını tartıya koydu, 900 gram olduğunu görünce çok öfkelendi ve “yarın geldiğinde bunun hesabını sorar bir daha da ondan alışveriş yapmam” dedi.

Ertesi sabah yaşlı adam elinde tereyağı içeriye girdi, bakkal sert bakışlarıyla;

– Bir daha senden tereyağı almayacağım, dedi.

Yaşlı adam üzülerek;

– Efendim bir yanlışım mı oldu? Diye sordu çekinerek.

Bakkal;

– Efendi senin bana verdiğin tereyağını tarttım 900 gram geldi ayıp değil mi bu yaptığın! dedi.

Yaşlı adam utanarak başını yere eğdi ve;

– Efendim bizim terazimiz yok, sizden bir kilo şeker almıştık onu tartı olarak kullanıyoruz, dedi.

Bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı.

Böyledir işte dünya…

Kime ne ağırlıkta kıymet verirsen o ağırlıkta kıymet bulursun.