1970’lerin başıdır. Şili’de darbe yapılmış, Kenan Evren’in Şili versiyonu olan Amerikancı Diktatör Pinochet ve ordu yönetime el koyup sıkıyönetim ilan etmiştir.

Allende ve Victor Jara öldürülmüş, onbinlerce insan akıbeti belli olmayacak şekilde ortadan kaybolmaktadır!

Kısacası Şili’ye DEMOKRASİ gelmiş, her şey güllük gülistanlıktır!

Diktatör Pinochet mutlu ve huzurludur.

Ofisinde çalıştığı birgün yandaşlarından gelen kutlama mesajlarını okurken üç adet imzasız karikatür dikkatini çeker.

Biri yangın çizimidir.

İkincisi bir genelev sokağı.

Üçüncüsü de ağlayan çirkin bir çocuk…

Pinochet karikatürlere bir anlam veremez.

Yardımcısını çağırır ve “Bak bakalım şunlara, ne demek oluyor bunlar” diye sorar.

Yardımcısı karikatürlere bakar; yangın, genelev ve çirkin bir çocuk!

Ikına sıkıla “Efendim” der, “Sanırım ‘Yaktın bizi o. çocuğu’ demek oluyor…

İstanbul’da oturan baba, New York’a göç etmiş oğlunu telefonla aradı ve;

– Gününü mahvedeceğim için üzgünüm ama annenle ben boşanıyoruz. 45 yıllık eziyet yeter, dedi.

Oğlu isyan etti.

– Baba nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin, hem de tam bayram öncesinde.

– Artık birbirimize tahammül edemiyoruz, dedi baba. Yetti bu hikâye. Bana yardımcı ol Şikago’daki kız kardeşini ara ona da haberi ver.

Şaşkın oğul hemen kız kardeşini aradı. Kız daha çok şaşırdı ve üzüldü.

Derhal telefona sarıldı ve babasını aradı.

– Ağabeyim ve ben gelene kadar hiçbir şey yapmıyorsunuz, anladın mı baba. Hiçbir şey. Bizi bekleyin, mutlaka!

Baba telefonu kapadı ve karısına döndü.

– Harika karıcığım.. İkisi de bayramı bizimle geçirecekler, hem de uçak biletlerini kendileri alarak geliyorlar!